Sıcak para, düşük faiz; 1994 krizi ve güncel krizin (2018-2026) benzer yönleri

Ülke ekonomisini yönetenler öngörülebilir hatalar yaptıklarında iktisadi krizlerin kendi sorumluluk alanlarında çıktığını paylaşmaları gerekir; yönetimleri seçen kitleler (halk) ise ekonomik sistemin nasıl işlediği konusunu bilmeleri yanında; hataların nereden kaynaklandığını da anlamaları kendi menfaatleri için önemlidir.

     Krizlerin çıkışlarını belirleyen ‘’irrasyonel’’ süreçleri nasıl anlayacağız?

     Ekonomik krizler cari açık ve bütçe açıkları verilmeye başladığında oluşur; ancak krizin meydana gelebilmesi için tetikleyici bir ya da birkaç unsurun da hazır hale geldiği bir süreç yaşanır.

     Piyasanın aktörleri de yatırım için güvende olduklarını hissettikleri ortamın da bozulmaya başladığını hem görürler hem de iş yapabilme potansiyellerinin düşebileceğini anlarlar! Bu nedenle ekonominin çarklarının dönmesi için kriz sonrası sıcak paraya yüksek oranda faiz uygulanarak temin edilen likidite modeli için de bu süreçler geçerlidir; işte bu durumda sıcak paranın çıkışını tetikleyen zaman aralığının ne vakit oluştuğunu kestirebilmek güçtür; ancak şimdiye kadar yaşanmış ve bundan sonra da yaşanacak krizlerin hikâyesini bilebilmek, anlayabilmek ve dersler çıkarmak mümkün. Bu yolda hataları tekrarlamak krizlerin derinleşmesine sebep olmak da var!

     Çiller’in faiz indirme politikası krizi nasıl tetikledi?

     O dönemde ‘’faiz indirme politikası’’ 1994 krizinin tek nedeni değil. Nedenler zincirinin başında uygulanmak istenen para ve maliye politikaları ile piyasaya verilen yanlış sinyal ve olası riskleri artırabilecek kilit adım atılmasıydı. Ne idi bu kilit adım?

     Bir ekonomide enflasyon yüksek, borçlanma faizi de sürekli artıyor ise politika faizi düşürülür mü?

     ‘’’Yan gelip, yattığı yerden para kazanan sıcak para’’ nın risk algısını aldığı kilit adım; faizlerin düşürülmesi ile uyandığı süreçler yaşanır; ‘’sermaye göçüşe’’ hazırlanırken kur patlaması yaşatır!

     Faiz indirimi ile birlikte krizi doğuran ortak nedenler nelerdi?

    1993 yılı sonunda enflasyon yüksekti; borçlanma faizi de. Çiller faizleri düşürmek sureti ile ekonomiye nefes aldırmak istiyordu. Ancak TCMB yöneticileri ile uygulamak istediği politikalar nedeni ile itilafa düştü! Çünkü bankalar da dahil enflasyonun daha da artması ve diğer finansal (başta sıcak para çıkışı) risklerini hesaplayarak karşı çıkıyorlardı.

     Çiller Hükümeti yeni bir borçlanma stratejisi arayışına girdi. Özerk çalışması gereken TCMB yöneticilerini dinlemedi. Hazine ihalelerini faizler yüksek olduğu gerekçesi ile iptal etti! Piyasalar bu süreci nasıl algıladı? ‘’Kurallar hiçe sayılıyor, ekonomi krize girebilir’’ Bu kuralların içinde faiz-rezerv ve sıcak para üçgeninin ilişkisi ne durumda idi? Faizleri düşürmeyi zorla uygulamanın bir amacı vardı; döviz kurları yüksek de olsa sıcak parayı çekme konusunda bir sıkıntının yaşanmayacağı hesap ediliyordu; ancak bu süreç bütçe dengesini sağlamayı ve dış borçlanmayı daha zorlaştırıyordu. Piyasada enflasyonun çok altında faiz politikası uygulanıyordu. Rezervler ve rezervlerin temini konusunda da zayıflıklar hakimdi. Yatırımcılar TL’de kalarak zarar etmek yerine TL’den kaçışa, sıcak paranın da TL’yi dövize çevirip piyasadan çıkışına; TL’de kur patlamasına neden olunuyordu. Sıcak paranın çıkışının ardından TCMB’nda rezervler eridiği için TL’yi destekleme imkânı da kalmamıştı!

     Kriz öncesi 13-14 Ocak 1994 tarihinde kredi derecelendirme kuruluşları 1993 yılındaki makroekonomik dengelerin (cari açık ve kamu borçlanması gerekçe gösterilerek) bozulması nedeniyle Türkiye’nin notunu düşürmesi krizin fitilini ateşleyen unsurlardan bir diğeri haline geldi. Türkiye yatırım yapılabilir seviyeden spekülatif seviyeye indirildi.

     Çillerin faiz indirme isteği ve ısrarı faiz ile döviz arasındaki tutarsızlık gösterdiği bir ortamda uygulanmak istenen politikalar yatırımcıda güven kaybına; güven kaybının da döviz çıkışına dönüştü. Bu kriz Çiller’in uyguladığı politikanın bir parçası haline gelmesi ile oluştu.

     5 Nisan 1994’te ‘’5 Nisan kararları’’  bu hatalar düzeltilmeye çalışıldı; faizler yükseltildi; piyasalar TL’de kalan mudiler açısından şok yaşanmasına dönüştü; faiz indirimi isteğinin yol açtığı beklenti ve oluşan risk 1994 krizinin psikolojik ve finansal (sıcak para çıkışı) tetikleyicilerinden biri olarak kabul edilir; sıcak paranın ‘’gerekli ama tehlikeli’’ karakterini ortaya koyan; ancak yanlış uygulanan faiz politikalarının bir sonucu olarak ve ilk kez büyük çaplı bir şekilde kendini hissettiren bir dönem olarak hatırlanacaktır.

     Güncek krizin (2018-2021) ve 1994 krizinin nedenleri, sonuçları ile birlikte benzer yönleri:

     Erdoğan (2018-2021) arasında benzer biçimde politika faizinin, enflasyon ve olası çıkması muhtemel riskler düşünülmeden düşürülmesi ve sürekli düşük faiz politikası izlenmesini ısrarla istedi; bu da kurumsal bağımsızlık ve piyasa beklentisi ile çatıştı! TL’de ani kur patlamalarına, sermaye çıkışına ve tahvil krizlerine neden oldu. Bu dönemi analiz eden ekonomistler ve analistler 1994 krizinin modern versiyonu olarak tanımlamaktadırlar.

. Tl’nin değer kaybı ve kur artışı:

. 1994 krizi: Ocak- Nisan 1994 dönemi arası TL yüzde 160 oranında değer kaybetti; 1994 Ocak ayında dolar kuru 15. Bin TL ‘ye yükseldi; Nisan ayında 38 bin – 40 bin TL bandını gördü.

. 2018 -2021 güncel kriz: 2018’in başında dolar kuru 3.73 TL idi. 2021’in sonunda 18.35 TL’ye yükseldi. En çok sıcak para çıkışı, faiz indirimleri süreçlerinde ve TCMB Başkan değişikliklerin yaşandığı 2021 yılında görüldü. Bu tarihler arasında TL yüzde 72 oranında değer kaybetti.

. İç ve dış borç stoku: 2018 yılında borç stoku GSYH’a göre yüzde 50’si iken 2021 sonunda oran yüzde 57’ye ulaştı. Merkezi Yönetimin Toplam Borcu; 2021 yılı Ağustos ayı itibariyle borç stokunun yüzde 43’ünü dış borç, yüzde 57’sini ise iç borç oluşturmuştur.

Kamu borç stokunda döviz cinsi borçlar yükselerek yüzde 66.6 seviyesine dayandı. (Dolarizasyon) 2018 yılında yaklaşık 448 milyar dolar olan toplam dış borç stoku, 2021 Eylül ayı itibariyle 453.5 milyar dolara yükseldi.

1994 krizinde iç borç stoku GSYH’nın içindeki payı ile yüzde 34.2’ye yükseldi. Dış borçları ödemek için daha fazla borçlanma yoluna gidildi. Dış borç stoku ise sıçrama yaparak GSYH’nın yüzde 26.6 seviyesine geldi. Borçlanma koşulları; Devlet 1993 yılında ortalama 216 gün vade ile yüzde 87,5 bileşik faiz ile borçlanabilmekteydi; 1993 sonu itibariyle toplam dış borç stoku 67.4 milyar dolara yükselmişti.

. Kamu Kesimi Borçlanma Gereği (KKBG): 1994 krizinde GSYH’nın yüzde 16.3’üne ulaşarak en yüksek oranları görmüştür.

Kamu kesimi Borçlanma gereği 2020 yılında zirve yaptı; 2018-2021 kriz (pandemi süreci) GSYH’nın yüzde 4’üne yaklaştı.

. Bütçe açığı: 1994’te bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 9.8 seviyesinde gerçekleşti.

2018-2021 krizinde cari açık GSYH’nın yüzde 5,4’üne yükseldi; 36.7 milyar dolar cari açık oluştu.

. Faiz yükü: 1994 krizinde iç borç faiz ödemelerinin vergi gelirleri içindeki payı yüzde 50.7 seviyeleri gibi kritik bir noktaya geldi.

2018 yılında vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 12’si faiz ödemelerine gitti; 2021 yılında ise yüzde 17.3 seviyesine yükseldi.

. Sıcak para çıkışı: 2018-2021 kriz döneminde sıcak para çıkışını hesaplayabilmek için portföy yatırımları (hisse senedi ve tahvil) ve kaynağı belirsiz döviz hareketlerini ifade eden ‘’Net hata ve Noksan’’ kalemleri ile birlikte değerlendirildiğinde toplam çıkış 60 milyar doları bulmuştur.

Her iki krizde ortak mantık:

     Ortak mantık; ‘’ kamu maliyetleri ve borç yükünü düşürmek’’ ‘’popülist politikaları finanse etmek’’ için faiz düşürülmesini siyasetten gelen bir zorunluluk olarak görülmesi; TCMB – Piyasa – kur-ve rezerv üçgeni için kırılgan bir yapı inşa edilmesi.

     Çillerin faiz politikaları ile Erdoğan’ın faiz politikaları TCMB’na siyasi baskı, enflasyon faiz açıklamalarındaki tutarlılık eksikliği ve sermaye dengesine tepki vermeme noktalarında benzer.

Ortak sonuç benzerliği:

     Her iki krizde de dengeler düzeltilmeden ve enflasyon/ yurt içi yükü hesaba katılmadan faiz indirimi, sermaye dengesini bozdu! Bu durumda yatırımcının TL’yi terk etmesi ve kuru patlatması ile sonuçlandı.

     Her iki krizde de kur ve enflasyonun yükselmesi, ekonomik krizlerin temel göstergesi haline geldi; İMF (kredi) – bağımlı (1994), 2018-2021 krizinde ise iç kural bazlı düzeltme dönemlerini zorunlu kıldı. 1994 krizi İMF kredisi ile aşılırken; güncel kriz, döviz- kredi- rezerv oyunları ile daha uzun vadeli bir dengesizlik döngüsüne evrildi.

     Bu krizlerden çıkarılan dersler uygulandı mı?

     1994 ve 2001 ikiz krizlerin ardından daha sağlam bir bankacılık düzeni, serbest döviz kuru, daha güçlü dengeler ve İMF başlıklı dengelenme programı getirildi; bu da 2000’li yılların ortalarında reel sektörde büyümenin ve dengelerin iyileşmesi le birlikte ‘’öğrenen ekonomi’’ imgesi yarattı. Ancak bu döngü dışa bağımlı, kredi-tüketim ve döviz bazlı büyüme modeline tekrar dönmeye başlandıkça, 2008 küresel kriz, 2018 ve 2021’de yine döviz-kur krizlerine benzer dengelerin tekrar bozulması ile sonuçlandı. Bu açıdan bir çok sayıda analist 1994’te görülen aşırı döviz kuru manipülasyonu ve sıcak para pratiklerinin 2018 -2021 yıllarında da teknik olarak daha sofistike ama, mantık olarak aynı şekilde tekrarlandığını ifade etmektedirler; bu da dersin kabaca öğrenildiğini ama yapısal olarak uygulanmadığına işaret etmektedirler.