Ekonomik büyüme; emekli ve asgari ücretli maaşları ‘’asgarileşme’’ düzeyinde; ne anlama gelmekte?
Türkiye ekonomisinin büyüdüğü ile ilişkili olarak açıklanan 2025 yılı kişi başı milli gelir 18.621 dolardır. Açıklanan kişi başı milli gelirde en düşük emekli maaşı (2026) 20 bin TL. (Dolar 44 TL/kur) 455 dolar/ Aylık GSYİH’ya oranı yüzde 29.3’tür.
455x12 = 5460 dolar (yıllık)
Ortalama emekli maaşı 30bin 750 TL./ 698 dolar/ Aylık GSYİH’ya oranı yüzde 45.
698x12 = 8376 dolar (yıllık)
Asgari ücret 28.076 TL. /638 dolar/ Aylık GSYİH’ya oranı yüzde 41.1’dir.
638x12 = 8656 dolar (yıllık)
Kişi başı milli gelir ne demektir?
Bir ülkenin toplam yıllık ekonomik üretiminin (GSYİH veya GSYH) toplam nüfusa bölünmesi ile elde edilen değerdir; veridir; yıllık olarak hesaplanır; ABD doları üzerinden anlamlandırılır; uluslararası karşılaştırmalar için; ekonomik büyümenin kişi üzerinde ortalama ve yakın bir değer olarak ne kadar yansıdığını ölçen ya da ele alınan iktisadi belirteçtir.
Milli gelir nedir?
Bir ülkenin vatandaşları kendi ülkelerinin sınırları içerisinde yaşayanlar tarafından belirli bir dönemde (genelde bir yıl) üretilen mal ve hizmetlerin parasal karşılığı olarak elde ettiği değerdir. Milli gelirin öneminden ne anlamalıyız? Bir ülkenin ekonomik gücünü ve üretim kapasitesinin ne olduğunu anlamaktır.
Ülkelerin refah seviyesini; yaşam standardını ve ekonomik büyümesini ölçmek için değerlendirmeye alınır. Refah göstergesi bu durumda ne anlama gelmektedir? Daha yüksek yaşam standardı; daha iyi eğitim; sağlık hizmetlerine kolay, kısa yoldan ve ekonomik olarak ulaşmaktır; seyahat (tatil), borçsuz yaşamak ve kısa vadelerde ev sahibi olmak gibi istekler de vardır. Amaç; bir ülkedeki bireylerin; ayrım yapılmaksızın ortalama gelir düzeylerini ve yaşam kalitelerini ölçmek için iktisadi yorumlar içinde ele alınır: 2023 yılında kişi başı milli gelir 13.384 dolardı. 2024 yılında ise 15.463 dolar.
26 milyon 546 bin 901 sigortalı çalışan; 16 milyon 997 bin274 kişi emekli maaşı alan (yüzde 90’ının üzeri) kişi başı yıllık gelirinin 18.621 dolar olmadığı ortaya çıkmaktadır. Gelir dağılımının bozulmuşluğu ortaya çıkarken; maaşlar milli gelirden çok az bir pay, ya da hiç pay alamadığı; reel alım gücünün açlık sınırının, yoksulluk sınırının ise kat be kat altında kaldığı görülmektedir.
Engelli maaşları, dul yetim aylıkları da hesaba katıldığında Türkiye zengin bir ülke değildir; Dünya sefalet endeksine göre; 21. sıradadır. (2020) 22. Nabibya; 23. Gabon diye bir ülke gelmektedir. Küresel Emeklilik Endeksine göre ise Türkiye 48 ülke arasında sondan dördüncüdür (48.5 puan); ilk dört sırayı, 1. Hollanda (84.8 puan) 2. İzlanda 3. Danimarka 4. Singapur almakta. (2024 CFA Institute)
Dezenflasyon programı ile yüksek faiz politikalarının uygulandığı süreçte; ABD – İsrail’’in İran’a başlattıkları savaş; enerji konusunda ithalata bağımlı bir ekonomik yapıya sahip olması nedeniyle Türkiye’yi enflasyonist baskı altına alabileceği kaçınılmaz görülürken; emekli ve asgari ücretlilerin maaşlarını daha çok eritebileceği bir zaman tüneline girildiği izlenmektedir.
Bu süreci birlikte düşünürken; asgari ücretlilerin ve emekli maaşlarının ne zamandan beri ve birden fazla sebebe dayanarak düştüğü ve eridiği ‘’asgarileşme’’ si üzerinde duralım:
Düşük ücretlerin hikâyesi; enflasyonu yüzde 5’te; ekonomik büyümeyi de yüzde 7’nin üzerinde tutamayıp; iktisadi krizlerde; sıcak paranın ekonomide değerlendirilmesi için uygulanan yüksek faiz politikalarıdır; tercih edilen yatırım alanlarıdır; inşaat sektörü gibi. Sıcak paranın inovasyon - AR-Ge’ye yatırımı çok az beslediği pozisyonda emekli ve asgari ücretlerin artırılmasında kaçınılmaz olarak ‘’enflasyon yaratır’’ ikilemine düşülmektedir; bu doğru bir yaklaşım değildir.
Türkiye’de emekli maaşlarının GSYİH payının düşük, (yüzde 3.7-6.1) AB ortalamasının (yüzde 9-13) altında kalması yapısal ve politik nedenlerden kaynaklanmaktadır.
2008 yılından bu yana (küresel ekonomik kriz); sorunun kök nedeni yüksek faiz politikalarının etkisinde hazırlanan 5510 sayılı yasanın mevcudiyeti sonucunda emekli maaşları ve asgari ücretlilerin maaşları azalmış; budanmıştır.
2008 yılı Küresel ekonomik krizin etkilerinden Türkiye ekonomisi nasıl etkilenmiştir?
Her krizde olduğu gibi enflasyonist baskı yaratarak; enflasyonu beslemesi; kamu harcamalarını artırması ve yatırımları sınırlaması ile!
Hal böyle olunca bu yasa ile nasıl bir budama yapılmıştır?
. Güncelleme katsayısı düşürülmüştür.
. Aylık bağlama oranları düşürülmüştür.
. Aylıkların alt sınırı düşürülmüştür.
. Ekonomik büyümeden de yeterince pay alamamaktadırlar.
Asgari ücretli sayısı 11 milyonun üzerindedir; toplam istihdamın yüzde 45’ini geçmektedir. Eurostat verilerine göre AB ortalamasının üstündedir.
Eurostat verilerine göre Türkiye’de asgari ücretli çalışan sayısı yaklaşık 20 AB ülkesinde asgari ücretli çalışanın toplamından daha fazladır. AB üyesi 21 ülkede toplam asgari ücretli sayısı 12.8 milyon kişidir. İngiltere’de asgari ücretli sayısı 1.9 milyon, Fransa’da 3,5 milyon, 3. sırada Almanya’nın 3.2 milyon asgari ücretli çalışanı vardır.
AB ülkeleri ve Türkiye’nin asgari ücret maaş oranlarının kıyaslanması:
AB ülkelerinde asgari ücretler Euro cinsinden farklılık gösterir; Türkiye 654 Euro ile sondan ikinci sıradadır. Lüksemburg 2.704 Euro ile liderken; Bulgaristan 620 Euro ile sonuncudur.
. İrlanda asgari ücret; bürüt aylık 2391 euro
. Almanya asgari ücret; bürüt aylık 2343 euro
. Fransa asgari ücret; bürüt aylık 1823 euro
. Polonya asgari ücret; bürüt aylık 1139 euro
. Bulgaristan asgari ücret; bürüt aylık 620 euro
. Türkiye asgari ücret; bürüt aylık 654 euro./ aylık GSYİH’ya oranı yüzde 41.1’dir.
Türkiye’de asgari ücretli oranı yüzde 37-50, AB ortalaması ise yüzde 5-10’dur; GSYİH payı yüksek görünse de reel alım gücü düşük kalmakta ve iş gücünün yarısını kapsamaktadır.
Yüzde 87’si asgari ücret seviyesine (ortalama ücret) yakınlaşması ile ‘’asgarileşme’’den ne anlam çıkarmalıyız?
‘’Asgarileşme’’ ücret yapısında yüzde 87 gibi büyük bir kitlenin asgari ücret seviyesine (veya ortalamaya) yakınlaşması ile oluşan gelir sıkılaşmasını tanımlar; verimlilik artışı olmadan popülist zamlarla ücret dağılımının tabana yayılmasını da ifade eder ayrıca. ‘’Asgarileşme’’ ne anlama gelir? Asgari ücret sürekli yukarı çekilirken; (2026 net: 28.075 TL) nitelikli/ eski çalışanların da aldıkları ücretler bu duruma endekslenir; ücret piramidi düzleşir; orta-yüksek gelir grubu erir; Türkiye’de medyan ücret asgariye yüzde 87 pay ile yaklaşırken; bu oran Güney Kore’de yüzde 30’u geçmez.
11 milyonun üzerinde asgari ücretli sayısının yüzde 87’sini oluşturması gelir dağılımında aşırı kutuplaşma ve tabanlaşmayı işaret etmektedir; Gini katsayısı 0.410 oranına yaklaşırken yapısal sorun meydana getirmektedir; olumsuz olarak tüketim sınırlanmakta, verim düşüşü yaşanmaktadır; GSYİH’da yüzde 2 kayıp anlamına gelmektedir. Risk sosyal gerilimleri beslemesidir.
‘’Asgarileşme’’ ne gibi ekonomik sonuçlar doğurur?
. Verimsizlik tuzağı: AR-GE/ yüksek katma değerli sektörler cazibesini yitirebilir; düşük beceri işler prim kazanmaz!
. Enflasyon baskısı: Maliyet-push enflasyonu (yüzde 31 üzeri) artırır ve besler; şirketler zam yapmak ile yapmamak arasında bocalar; fiyatları artırmak zorunda kalabilirler!
Ekonomik büyümeye engel: Yatırım yerine ücret harcaması artar; tasarruflar yüzde 15’te kalırken; Güney Kore’de yüzde 30’u geçmez. ‘’Asgarileşme’’ kısa vadeli sosyal rahatlama sağlayabilir ancak; uzun vadede kalkınmayı engeller; baltalar! Güney Kore modeli ise bu durumun tam tersini yapar; disiplinli ücret- AR-GE gibi ekonomik yaptırımları ve uygulamaları ile.
Asgari ücretli oranının ‘’asgarileşmenin’’ yüksekliği Türkiye ekonomisini genel olarak nasıl etkilemektedir?
Türkiye’de asgari ücretli oranı AB ortalamasından 5-10 kat fazladır; bu durum tüketimi desteklese de yapısal sorunlar yaratmaktadır; ekonomik etkileri açısından bu yüksek oran iş gücünün yarısını düşük verimlilikte (hizmet, tarım) tutmakta GSYİH büyümesini yüzde 1-2 oranında sınırlamakta; kısa vadede talep enflasyonunu yüzde 2-3 oranında tetiklemekte; KOBİ’lerde işsizliği yüzde 1-2 oranında yükseltmekte ve kayıt dışı istihdamı ise yüzde 25 üzerinde beslemektedir. Yüzde 1.2 oranında ihracat kaybına; ayrıca orta sınıf erozyonun hızlanmasına katkı verebilmektedir.
Sonuç olarak; uzun vadede beceri gelişimini de engelleyerek verimlilik açığını (AB ortalamasının yüzde 40 gerisinde) büyütmekte; asgari ücret artışı (yüzde 50 bile olsa) maliyet enflasyonunu körüklerken; büyüme potansiyelini de yüzde 0.5 oranında düşmesini sağlamaktadır.