Ekonomik büyüme, ikiz açıklar; 2001 krizi ve güncel krizin (2018-2026) karşılaştırılması
Ekonomik krizlerin odağında ikiz açıklar (bütçe ve cari açık) ile karmaşık ekonomik sorunlar vardır; uygulanan ekonomi politikaları krizlere engel olamamaktadır: Neden?
Ekonomiyi yönetenler; özellikle Merkez Bankası Başkanları kriz öncesini belirleyip; sezinleyip önlem alamamakta mıdır? Önlem alma konusunda yanlışlar ve hatalar var mıdır; varsa nereden kaynaklanmaktadır?
Bu soruya 2001 yılında yaşanan kriz ile bugün devam etmekte olan güncel krizi (2018-2026) anlayarak ve karşılaştırarak vermeye çalışalım.
2001 krizinin tanımı:
2001 Türkiye ekonomik krizi, Cumhuriyet tarihinin en şiddetli finansal ve bankacılık krizi idi; 1990’ların kronik enflasyonu (yüzde 80 üzeri), bütçe ve cari açıklığı ile; döviz kuru rejimi oynaklığı ve denetimsiz bankacılık uygulamaları ile tetiklendi.
19 Şubat 2001 ‘de Cumhurbaşkanı Sezer ve dönemin Başbakanı Ecevit arasındaki gerginlik nedeni ile patlak verdi. Piyasalar panikledi; gecelik faizler yüzde 7500 artırıldı. TCMB 7 milyar dolar rezervi kaybetti; borsa yüzde 59 çöktü. 15 bin firma battı; iflas etti. İşsizlik büyüdü. GSYİH yüzde – 9,5 küçüldü. Enflasyon yüzde 54 olmuştu. Derviş ve İMF destekli programla (bankacılık reformu ve dalgalı kur) ekonomi toparlandı.
2001 krizinin kök nedenleri:
Zayıf bankacılık sistemi; bankacılık sistemini teşhis ve tedavide sonuç almadan; sektör üzerinde katı kurallar uygulanması; yanı bağışıklık sistemi zayıf bir kişiye çok ağır görevler vererek kalp krizine sebep olmak gibi!
Kasım 2000 krizinde piyasaya likidite sağlanmasında geç kalınması; İMF’nin net iç varlıklar hedefinde ısrarcı olması.
Yine Kasım 2000 krizinde yaratılan sistematik zararlara karşı İMF programında temel değişikliğe geçilmemesi; sabit kur uygulamasında ısrarcı olmak.
Güncel krizin tanımı:
Krizin kök nedenleri arasında; birikimli yüksek cari açık verilmesi, para politikalarının zamanlama ve netice alma konusunda tutarsızlığı, iç pazarı sürekli canlı tutma adına kurgulanmış ekonomik politikalar, ranta dayalı ekonominin payının yükselmesi ve özel sektörün borçlanma kapasitesinin yüksek seyretmesi ve aldığı pozisyonlar. Bu karmaşık nedenlerden dolayı ekonomi biliminin literatüründe yapışkanlığı uzun süren ekonomik kriz modeline girmektedir.
İkiz açıklar yokken uygulanmaması gereken heterodoks politikalarla enflasyon yüzde 85’lere çıktı. Heterodoks politikalar ikiz açıkları büyüttü. (2022) 2023’te yüzde 64 ile dezenflasyona geçildi. Sıkılaştırılmış para politikası uygulamaya kondu; (yüzde 50 faiz). Mali disiplin uygulandı. Büyüme yüzde 3 sağlandı. Cari açık GSYH’nın 1.4 ‘üne indi. (2025). Rezervlerde artışlar gözlenmeye başladı. Ancak gelir eşitsizliği, iflaslar, alım gücü kaybı (sabit ücretli emeklilerde) sürüyor; kriz orta şiddette devam ediyor. Kontrollü düzelme için çaba var!
2001 krizi ve bugün yaşanmakta olan güncel ekonomik krizde ikiz açıkların rolü ne idi?
2001 krizi ve güncel kriz dezenflasyon uygulamalarına geçilmeden önce ikiz açıklar (bütçe ve cari işlemler açığı) her iki durumda da temel makroekonomik dengelerde kırılganlık yaratarak krizlerde önemli rol oynadı.
2001 krizinde ikiz açıkların rolü 1990’lı yıllarda birikim olarak bütçe açıkları GSYH’nın yüzde 10’nun üzerine çıkmıştı. Cari açık ise GSYH’nın yüzde 5’ine ulaşmıştı. Yüksek kamu harcamaları iç talebi şişirmişti; ithalatı artırmış ve reel kur artışlarına sebep olunmuştu. 2000 yılında likidite krizi ile sıcak para girişi durunca ikiz açıklar döviz rezervleri ile kapatılmaya çalışılmış; ancak dövizlerin erimesi durdurulamamıştı. Bankalar iflasa sürüklendi; krizde ikiz açıklar tetikleyici rol üstlendi.
Güncel krizde ikiz açıkların rolü
2023 yılında bütçe açığı, pandeminin yarattığı durgunluk ve depremin yaralarının sarılması ile yapılan harcamalarla GSYH’nın yüzde 5’ini geçti. Cari açık ise yüzde 4’tü. Heteredoks; düşük faiz politikası talebi körükleyerek enflasyonu yüzde 64’e taşırken; açıkları büyüttü; Dezenflasyon ile (yüksek faiz, mali disiplin) ikiz açıkları daralttı; Bütçe açığı GSYH’nın yüzde 3’üne, cari açık ise yüzde 1.4’e geriledi.
2001 krizi neden kısa sürdü?
2001 (kriz) enflasyon yüzde 68,5/ TCMB uyguladığı faiz yüzde 100’ün çok üzerinde; mali disiplin şoku). Ekonomik büyümede küçülme; yüzde -9,5. Uygulama; Derviş’in ve IMF’nin ortaklaşa yürüttüğü güçlü ekonomi programı. Merkez Bankası özerk yapıda çalışmaya başladı.
2002 enflasyon yüzde 29.7/ TCMB faiz yüzde 50/ ekonomik büyüme yüzde 7.2/ Bankacılık kanunu (yapısal reform; bankacılık sistemi güçlendirildi; TMSF 20 bankayı devraldı; GSYH’nın nerede ise yüzde 30’una ulaşan batık krediler oluşmuştu; temizlendi.
2003 enflasyon yüzde 18.4/TCMB faiz yüzde 40/ ekonomik büyüme yüzde 5.8/ özelleştirme ( Türk Telekom’un özelleştirilmesinden 10 milyar dolar gelir elde edildi. Kamu maaşları donduruldu; bütçe açığı; GSYH’sının yüzde 12’sinden yüzde 4’üne indi.
2004 enflasyon yüzde 9.3/ TCMB faiz yüzde 40/ ekonomik büyüme yüzde 9/ Dalgalı kura geçildi; TL devalüe edildi. 2001 yılı Ocak ayında 1 dolar 679.000 Tl idi. Şubat başında 1.200.000 Tl’ye; dalgalı kura geçildikten sonra;1.400.000 Tl civarına yükseldi. (Tl’den altı sıfır atılmamışken). Doların yükselişi Tl’nin yüzde 76 oranında değer kaybı anlamına da geliyordu. TC Merkez Bankası rezervleri sıfırdı. IMF’den 20 milyar dolar kredi temin edildi.
Küresel destek; AB’ye uyum süreci; piyasada düşük petrol (varili 20 dolar) ithalatı ucuzlattı.
Her iki krizde de krizler neden derindi?
2001 ve güncel kriz; 2018-2026 (2023-2026) her iki kriz dönemleri arasında bazı ortak nedenler mevcut; hem makroekonomik dengesizliklerden hem de uygulamaya sokulan yanlış ekonomi ve parasal politikalardan hem etkilendi hem de beslendi.
. Yüksek enflasyon ve ikiz açıklar;
Kronik bütçe/cari açıklar (2001’de GSYH’nın yüzde 10’nun çok üzerinde idi; güncelde ise yüzde 3.) Sıcak paraya bağımlılık ve ithalata dayalı büyüme her iki durumda da enflasyonu körükledi; artırdı ve besledi!
. Yapısal zayıflıklar:
Bankacılık sisteminde denetimsizlik. (2001’de öz sermayesizlik, güncel krizde döviz kısa pozisyonları; reel sektörde döviz borcu birikimi ve ranta dayalı ekonomik yapının güçlenmesi; popülist harcamalar mali baskıyı artırdı.
. Politikalar ve güven erozyonu:
Para politikalarının gecikmeli/ yanlış uygulamalara tepkisi (2001’de sabit kur; güncelde düşük faiz ısrarı) Siyasi riskler, (hem 2001’de hem de güncel krizde, iç politik sürtüşmeler ve kavgalar) güveni sarstı.
. Dış şoklar:
2001’de Rusya krizi/ ve deprem. Güncel krizde pandemi/enerji fiyatları, küresel faiz artışları sermayenin (sıcak paranın) çıkışını tetikledi.
Sonuç olarak her iki kriz dönemlerinde de likidite krizine ve TL’nin değer kaybına yol açtı; tek fark 2001’de ani ve şok olarak gelişen ekonomik nedenlerin niteliğinde yatmaktadır.