Alzheimer, diyabet ve otofaji ile olan ilişkisi

     Diyabet olan bir kişi Alzheimer hastalığına yakalanma riski taşır mı?

     Alzheimer hastalığı ve diyabet beyin işlevlerini nasıl etkilemekte?

     İnsülin seviyesinin yüksek sürmesi nedeni ile; uzun süre insülin direnci oluşup bu süreçte kalınması yanında otofajinin beyinde gerekli hücre temizliği yapamaması (nöronların ölmesi ve katılaşması) sonucunda Alzheimer hastalığı ortaya çıkmakta.

     Beynin bazı bölümlerinin glikozdan yeterli enerji alamaması sonucu bu hastalık başlamakta. Yetersiz yakıt kullanımının neticesinde beynin etkilenen bölgelerindeki nöronlar, aralarında iletişim kaybına yol açabilecek şekilde aşınıp bozulurlar. Nöronlar arasında iletişimin bozulması Alzheimerin nitelikleri olan konfüzyon; bellek kaybı ve davranışsal değişikliklere neden olmaktadır. Glikoz kullanımı ve insülin sinyalinin Alzheimer hastalığı arasında bağlantı ve ilişki çok güçlü olduğu anlaşılmaktadır. Çok sayıda bilim insanı ve araştırmacı bu açıdan Alzheimer hastalığı için beyin diyabeti ya da ‘’tip 3 diyabet’’ tanımını kullanmaktadırlar.

     Tip 2 diyabet ile Alzheimer hastalığı arasında çok yakından bir ilişki varmış gibi gözükse de bu hastalığın nedeni diyabet değildir. Peki sorunun kaynağı nerede gizlenmektedir? Yapılan araştırmalarda çok sayıda diyabet hastasında Alzheimer hastalığına rastlanmamıştır.

     Hem diyabet hem de Alzheimer hastalığının kök nedenleri arasında metabolik bozukluklar yatmaktadır. Genetik ile bir ilgisi yoktur.

     Metabolik sendrom denilen insülin direnci yolcuğuna çıkaran bu kök nedeni kitabımda kan testleri ile anlattığım için geniş bir şekilde üzerinde durmayıp bazı hatırlatmalar yaparak yorumlarıma devam etmek istiyorum.

     Metabolik sondrom nedir ve nasıl bir süreç izlemektedir?

     Metabolik sendromun diyabet hikâyesinde çok önemli sayılabilecek oyuncu grubunun rol aldığını belirtmeliyim. Metabolizmaların karbonhidratları kullanması sonucu kan testlerinde bazı göstergelerin sınırları aşıp; normal değer aralığında olması gereken nedenleri bilme (sistem neden bu aralıkların hastalığı başlatan noktayı belirlemez?)  noktasında; değerlendirilmesi gereken sürecinin adıdır; nişastalı ve şekerli (früktoz) her türlü yiyecek ve içecek insülini ve glikozu anormal derecelerde yükseltmesi yanında bazı göstergelerin de gerçekleşmesi ile Tip 2 diyabet yolculuğa başlayacak demektir.

     Göstergelerden bazıları; göbek ve bel kalınlığı olduğunu hatırlatalım.

     Metabolik sendrom veya tip 2 diyabet tanısı konmuş bir kişide Alzheimer hastalığı tanısı koymak doğru bir yaklaşım olur mu? Hayır.

     Kan testinde MS’daki (metabolik sendrom) göstergeler sınırlar içerisinde olsa bile vücudun karbonhidrat kullanımı ve yüksek seyreden insülin ile ilgili probleme dikkatlerinizi vermenizi istiyorum; Alzheimer hastalarında da MS’de (metabolik sendrom) görülen bazı göstergeler de oluşabilir. Bu durumu doktorlar ve konunun bazı uzmanları beyin sağlığı ve işlevi açısından değil; kilo verme, kalp sağlığı ve diyabet ilişkisi açısından değerlendirirler.  Bazı göstergeleri değerlendirme açısından gözden kaçırmaktadırlar.

     Bilimsel litaratür diyor ki; bu süreçlerden en fazla korunması gereken beyindir.

     Modern beslenme ve yaşam tarzının zararlı etkilerinin en çok etkilediği beynimiz çok kırılgan, hassas bir organımız. Beynimiz cevize benzer; ceviz yiyelim sağlığımızı koruyalım basit hipotezin çok üzerinde süreçlerin dikkate alınması gerekmekte. Evet; birincisi; kronik olarak yüksek seyreden insülin düzeyleri vücudun çok önemli yakıt kaynaklarını (yağ ve keton) kan akışını bütün vücudu ayakta tutacak şekilde olması gereken düzeye çıkmasını engeller. Yağ konusunu kitabımın 40-42. Sayfalarında kan testine etkisini vererek anlatıyorum. Otofaji sürecinde ise ortaya çıkan keton maddesi yüksek seyreden insülin nedeniyle gerekli temizliği yapabilir mi? Hayır. Bu durumda glikozu metabolize etme yeteneği kaybedilmemeli, yani insülin hormonu acilen sağlıklı sınırlara çekilmeli. Çekilmez ise ne olur? Beyinde bulunan nöronların beslenememesi ve ölmesi sonucu katılaşan bu atıklar Alzheimer hastalığının oluşmakta olduğunun da habercisi olacaktır.

     İkincisi yani; Alzheimer hastalığının belirleyicisi olan bir diğer faktör nedir?

     Yüksek seyreden insülin hormonu nedeni ile beyin glikozu yeterli bir şekilde kullanamaz; bunu nasıl anlayabiliriz? Serabral metabolik glikoz oranını ölçmek gerekmekte; bilim insanları, kısaca CMRglu olan (Serabral metabolik glikoz) oranının yüzde 45’e varan oranlarda düştüğünü belirlemektedirler.

      Bu süreçte beyinde ne gibi işlev bozukluğu görülmekte? Merak ettiniz mi?

     Yakıt kullanımı en çok beynin bellek işleme ve öğrenme ilgili bölgelerinde yer almakta. Yakıt az ise; beyinde bu bölgeler çalışmaz. Beyin bu yakıt eksikliğini çok çalışarak bir şekilde kapatmaya çalıştığı için, Alzheimer hastalığının ortaya çıkmasında belirsizlikleri de uzun yıllar birlikte taşıyabilir. Beyin yeterli yakıt ikmalini tamamlayıp çalışmasıyla bilişsel işlev düzenini sürdürebilir.

     Kronik olarak devam eden insülin yüksekliği, AH (Alzheimer hastalığı) ile ilişkilendirilen ikinci merhale, aşama; beyinde beta-amiloid denilen plakların oluşumu.

     Beta-amiloid plakları nedir?

     Beyinde birikim yaparak katılaşan hücrelerin (nöronlar) birbirleri ile iletişim yapma becerisini ortadan kaldıran protein parçacıklarıdır. AH’da Beta-amiloid normal miktarlarda üretilir. Ancak gerektiği gibi temizlenemezler ise sorun oluşuyor demektir. Yapılan araştırmalara göre; AH’da üretilen fazla miktarda Beta-amiloid proteinleri değil, ürettiğini temizleyememesi sırasında ve sürecinde hastalık ortaya çıkarmakta.

     Üçüncüsü de; ürik asit seviyelerinin normal değerleri hatta altında olması konusunda kontrolü ve denetimi gerekmektedir; neden?  Yüksek ürik asit sevileri Nitrik oksit (NO) seviyelerini zayıflatır. Enflamasyon sürecinde yok olma tehlikesi vardır. Nasıl ki; enflasyonu kronik olarak yüksek seyreden bir ülke ekonomisinde orta direği zayıflatırsa; Nitrik Oksit’in azlığı yani; enflamasyonun yüksekliği de insanda orta direği zayıflatır? Anladınız umarım? Yani Nitrik Oksit olmadan insülin görevini tam manası ile yapamaz; İnsülin - glikoz aktivitesi bozulur, ayrıca; kan damarlarının kan basıncındaki değişimlere uygun yanıt verme yeteneğini ifade eden vasküler uyum kaybını da tetikleyebilir.

     Eveeet! Bu sorunu aşabilmek en azından öteleyebilmek için beynin yakıt kaynağını değiştirmeyi düşünsek; glikoz kaynaklarını da frenlesek nasıl olur?

     Glikoz beyin yakıtıdır deyip, meyve veya meyve sularına saldıranlar, idam sehpalarını da kendilerinin tekmelediğini de bilmelidirler. Glikoza bağımlı olmak sağlıkta görülebilecek ya da görülebilen en büyük hatadır: vücut gerek aminoasitleri ve yağları da dönüştürerek glikoz elde etme yeteneği vardır.

     Otofaji diyeti ile ortaya çıkan keton yağlarını beynin kullanmasına fırsat verebilmek; derin uyku ve egzersizi de bu sürecin diğer figüranları olduğunu anlayabilmek ve görebilmek önemli.

     Alzheimer yaşam boyu düşünülmesi gereken bir sağlık sorunu olmaya devam edecektir.