İklim krizinde toprağın sağlığı; bağışıklık sisteminin de sağlığı demektir

‘’…. İlâhî gücün yarattığı o harika makinenin tıkır tıkır (kalbin düzenli atması) işleyebilmesi ve sağlıklı bir bedene sahip olabilmesi havadan, sudan, topraktan gıda yolu elde ettiği elementlere bağlı….’’

     Bu pasaj kitabımın 54. sayfasında inflamasyon için yeME! ara başlığı ile yazdığım bölüm. Bu bölümde inflamasyon sürecini başlatan asitlenme ve kalsiyumun durumunu inceliyor; aynı zamanda kitap yazmış bir uzman doktorun bu süreçleri nasıl anlamlandırdığı üzerinde duruyorum. (Bknz: syf 54-60)

     Aynı sayfada 70 kg ağırlığında bulunan bir insanda kaç mg ve ne gibi elementler bulunmakta şeklinde bir tablo ile açıklamalarıma ve yorumlarıma başlıyorum.

     Mineraller insan sağlığını sürdürülebilir kılması için bağışıklık sistemini güçlü kılan; destekleyen; koruyan konumda olduğunun farkına varılması ile başlamak istiyorum. Bilimsel araştırmalara göre bunun yanında toprakta bulunan mikroorganizmalar, bakteriler ve diğer virüsler gibi hayati derecede önemli olan canlıların bağırsak florasında da bulunduğu, yaşadığı belirlenmiş ve gözlenmiştir.

      Lütfen bir bakar mısınız?

     Birinci sırada oksijen, üçüncü sırada hidrojen vardır; bu iki elementin birleşmesi suyu meydana getirir değil mi; H20. Kanımızdaki su oranı alacağımız veya içeceğimiz su miktarının ne kadar önemli olduğu bu tablodan anlaşılıyor değil mi?

      Bu elementler birbirine zincirleme bağlı olarak metabolizmalarda çeşitli görev üstlenirlerken etkinlikleri açısından; yani antioksidan özellikleri ile de başta sindirim sistemi olmak üzere diğer sistemleri de olumlu yönde yönetirler.

     Kanda 5. sırada bulunan kalsiyum (1.700.000 miligram) eksikliği yaratan asitlenmenin nedenini, nasılını anlattığım için bu konu üzerinde durmayacağım.

     Ne üzerinde duracağım?

     Anlatayım; başta iklim krizinin, daha önce de toprağın sağlığını dikkate almayan tarımsal uygulamaların bilgiden uzak; işlenmesi ve kullanılmasındaki hatalar sonucu kitabımda belirtmiş olduğum mineralleri kaybetmekte, azaltmakta hatta sıfırlamaktadır. İnsana ve bütün canlılara bitkisel ve diğer gıdalar ile birlikte geçişi nerede ise yok hükmündedir. Toprağın adaleti; hukuksuz bir sistemde görüldüğü ve görülebileceği gibi metabolizmalarda büyük sıkıntılar, acılar ve ağrılar hissettirecektir. Astım, gıda alerjileri ve oto ümmin sistemi gibi hastalıklar başta toprağı anlayamamak ve koruyamamak kaynaklı bir anlayışın ve zihniyetlerin bize armağanıdır! Hastalıkların kök nedeni burada yatmaktadır! Topraktan uzak yaşamanın ve ranta yani;  betona kurban olmanın bir yansıması bir tezahürüdür; akademisyenin söylediği gibi yağmurların azalması da

     Bu açıdan asitlenme önemlidir; ciddiye alınmalıdır.

     Asitlenmenin bir sorun olduğunu anlayabilmek ve önleyebilmek adına tamı tamamına altı soru soruyordum: (Bknız: syf 56) Kitabımda belirttiğim gibi; iki kan değerimi (2000-2025) 26 yıldır çok yakından izliyor ve denetimim altında bulundurmaya çalışıyorum. Öncesi de var tabii ki. Özellikle otofajinin devreye girebilmesi için bu değerler normal aralığına çekilirken kilo verilmesi yahut bel kalınlığının da sağlıklı sınırlar içinde olması gerekmektedir. Her şeyden önce beslenme kaynaklı sindirimin başarılı bir şekilde sürdürülebilir olması da izlenmeli; dışkılama! (Bknız: syf: 250) Sorunu çözmek için altı sorunun sonunda dikkatleri mikrobyotamıza; canlanabilmesi ve denge adına kalorisi düşük otofaji diyetine; benim anlatımımla mikrobiyota aleminin beslenmesine odaklanmalıyız diyorum; lif oranı yüksek; salatalara; çorbalara; sağlıklı yağın ön planda olduğu.

     Asitlenme sorununu sonlandırmak mümkün değil! Yiyip, içmek ile ilgili bir sorun olduğundan iklim krizine tutsak olmuş topraklardan alacağımız veya alamayacağımız mineralleri de bilmek ve eksikliğini de tamamlamak gerekmektedir.

     Metabolizmada ya da kanda görülen asitlenme miktarının yüksekliği bütün mineral ve vitaminlerin düşmesine neden olmaktadır. Yukarıda kan değerlerimizde mutlak olması gereken mineralleri de azaltarak hatta yok ederek sağlık sorunlarına kapı araladığına dikkatlerinizi vermenizi istiyorum.

     Kan tablosunda belirttiğim alınması gereken ancak tutsak topraklarda bulunmayan mineraller olmaz ise ne gibi sağlık sorunları doğabilecektir? Gıda yolu ile ya da dışarıdan takviye ile alınması gereken mineraller neymiş; bir bakalım mı?

     Antioksidan özellikli eser elementler şunlardır: (Bknız: syf: 55) Manganez, iyot, krom, selen, molibden, kobalt ve kükürt.

    Asitlenme ve iyot eser elementi üzerinde durmak istiyorum.

     İyot, metabolizmalar ve hormonlar için gerekli olan özellikle tiroid hormonlarının üretiminde ve sentezinde kritik rol oynayan element değil; eser element; kanda olmayan takviye ile alınması gereken.

     Tiroid hormonları ne iş yapar?

     Metabolizmayı düzenler, enerji üretimini sağlar büyüme ile ilgili süreçlerde önemli işlevleri vardır. Hem hamile olan anne, hem de doğacak bebek (fatusun gelişimi) için elzemdir. Çocukların beyin gelişimi ve zekâlarını çok yakından ilgilendirdiği için elzemdir.

     Dikkatinizi vermenizi istiyorum; iyotun görev alanı içerisinde hücre hasarının onarımına yardımcı olmak gibi bir işlevi de vardır. İyot eksikliği olup da tiroid hormonları az ya da çok çalışması sürecinde otofaji nasıl devreye girecek? Tiroid hormonlarının çalışmasını aksatan nedenler ne olabilir ki? (Bakınız: syf: 191-208 Haşimoto tiroidi de inflamasyon hastalığı)

     Asitlenme sürecini artıran gıdalar ve içecekler sorgulanmalıdır! 

     Birleşmiş Milletler Örgütü’nün hazırladığı raporlardaki verilere göre; dünyada toprakların  yüzde 33’ü gibi alanlarda bozulma görülmüş; çoraklaşmış ve erozyon altında can çekişmektedir.

      Dünya sağlık örgütü takviye olarak alınması gereken iyot miktarlarını beş yaş altı yaş grubu çocuklarda günde 90 mikrogram, 6-12 yaş grubu çocuklarda 120 mikrogram, yetişkinlerde ise 150 mikrogram olarak güncellemiştir. (2025) Bebeğini emziren anneler için ise 250 mikrogram önerisini yapmıştır. Bu açılardan yetersiz iyot alımı çocuklarda IQ oranını 13 puan düşürmekte; okullarda öğrenme güçlüğü yanında; arkadaşlar arasındaki ilişkilerde başarısızlıkta söz konusu olmaktadır.

     Sonuç itibariyle; çocuklarımızda kötü beslenme sonucu asitlenme (Normal değerler; ürik asit: 5.5 mg/dL, glikoz: 84 mg/dL) miktarlarının artabileceği ve kan değerlerinin normal değerlerin üzerine çıkabileceği bilinmelidir. Ömür boyu takibi bir zorunluluktur. (Bknız: syf:100-263) Çocuklar hastalanmamalıdır.

     Çocuklar hastalanmadan yaşamlarını sürdürebilmesi için;  topraktan alınacak gıdanın da sağlıklı olması gerekecektir; ayrıca; besin değeri olmayan, şekerli gofretler, cipsler, fast food tarzı karın doyurmayı azaltarak ve gazlı içecekleri de kısıtlayarak tabii ki!