İklim krizi; su yönetiminin önemi ve alarm veren Barajlar
Sizce barajların su yönetimindeki önemi ve yeri nedir?
Barajların yönetimi ne anlama gelmekte?
Su sıkıntısı çeken ülkeler sıralamasında da olan Türkiye’de barajlar sadece suların bir alanda depolanması değil, bu süreç içerisinde başta tarımsal sulama, enerji üretimi-santraller- taşkınlar-sel felaketleri- öncesi tedbirler alma gibi daha birçok alanda da hayati öneme sahiptir.
Su yönetimindeki barajların önemi şurada ortaya çıkmaktadır; önce depolanması, dağıtımı ve yönlendirilmesinden anlaşılacaktır. Ne zaman? Küresel iklim krizinin adım adım kendini hissettirdiği süreçlerde; yani iklim değişikliği gibi mevsimsel geçişlerdeki dalgalanmalar hava sıcaklığını artırırken su kaynaklarının yönetiminin de rasyonel akla ve stratejik bir plana ihtiyacı vardır.
Rasyonel akıl ve stratejik bir plan var mıdır?
Türkiye’de 2024 yılı itibariyle 861 baraj bulunmakta. 203’ü beton, 658’i dolgu tipidir. Barajlar deyince kısaca; akarsuyunun akışını nehir yataklarında olabilir; barikatlar kurularak kısıtlayıp oluşturulan yapay göldür, suni göllerdir. Arıtma tesisleri ile şehir şebekelerine dağıtımı yapılarak konutlarda içme suyu, kullanım suyu (banyo, bulaşık, çamaşır yıkama ve diğer ihtiyaçlar; bahçe sulama) olarak tüketilmektedir.
İklim krizi önümüze hava sıcaklıkları ile birlikte kuraklığı koyarken yağış oranlarının düşmesini de getirdi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün alansal yağış raporlarına göre; son yıllarda önemli bir düşüş değil; bayağı düşüşler yaşandı! Türkiye genelinde yüzde 33, İç Anadolu’nun Batısı, Güney Doğu Anadolu ve Ege Bölgelerinde yüzde 60 oranlarını gören ve aşan miktarlarda yağışlar azaldı.
Türkiye’nin Başkentine bir uzanalım mı?
‘’….. Ankara 5.8 milyonluk nüfusu ile kabaca 420 milyon metre küp suya ihtiyacı var. Bu miktar. İstanbul’un su ihtiyacının yüzde 35’i kadar. Ancak, Ankara’daki barajların aktif doluluk oranı yüzde 9.7’ye düşmesi nedeniyle mevcut su miktarı 135 milyon metre küp azaldı. Bu miktar geçen yılın üçte birine karşılık gelmekte. Sonbahar yağışlarının (2025) beklenen düzeyde artmaması durumunda Ankara’da su kesintileri ile karşılaşacağız…’’(Akademisyen, Doç. Dr. Ceyhun Özçelik, 2025)
İzmir’in de su ihtiyacına bakalım mı?
4,5 milyon nüfuslu İzmir’in su ihtiyacını karşılayan Tahtalı barajındaki doluluk oranı bu tarihlerde yüzde 7.4’tü. Diğer büyük şehirlerden de bu tür yağış azlığından kaynaklı barajların S.O.S verdiği haberleri gelmeye devam etmekte! Ve İzmir’in turistik ilçesi Çeşme’den ilk su kesintisi haberi geldi. Çeşme’nin tedarik ettiği su kaynağı Alaçatı Kutlu Aktaş barajının doluluk oranı yüzde 2.3’e düşmüştü. Önce altı saat, sonra 12 saate çıkarıldı su kesintileri. Su kesintilerinden turistik belde Çeşme sizce nasıl etkilenecek?
Su kıtlığına doğru bir gidiş mi var?
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’nin yıllık kişi başına düşen su miktarı 1300 metre küp seviyelerine geriledi. Bu miktar su kıtlığının başlamakta olduğunun bir işaret fişeği olabilir mi? Evet olabilir! Kişi başına düşen su miktarı 1700 metre küpe karşılık geliyorsa; su sıkıntısından bahsetmek söz konusu olmayacaktır. 500-1000 metre küp su kıtlığının olabileceğini hatırlatan bu miktarları Tarım ve Orman Bakanlığının kuraklık yönetimi raporuna göre Türkiye 2030 yılında görebilecek! Bu miktarlar damaklarım kurudu şeklinde su içme duygusunun tavan yaptığı yıllar olabilir!
Bilim kurulu olarak iklim krizinin farkındayız; ancak bir bilim insanının neden ve niçin çığlık atarak neye ve nelere dikkat çekmek istediğine de bir kulak verelim mi?
‘’Toplam yağıştaki azalma sonucu öncelikle yüzeysel su kaynaklarımızdaki yani; baraj ve göllerimizdeki su seviyesi azaldı. Kentsel alt yapı yetersiz; yeterli hacimde barajları bulunmayan, barajlarında ve kuyularında yeterli içme suyu bulunmayan ya da çarpık kentleşme nedeniyle doğallığını kaybetmiş; geçirimsiz kentsel doku nedeniyle yeterli miktarda yeraltı suyunu depolayamayan veya kirleten, diğer bir deyişle iklim karekteristiklerindeki değişimlere hazırlıksız yakalanan, kentlerin içme suyu temininde yaşadığı zorlukları hep beraber görüyoruz.’’ (Aynı akademisyen, 2025)
Ya! Su kaynaklarımızı nasıl harcadığımıza ya da tükettiğimize ve kullandığımıza gelince…
WWF- Türkiye Doğayı Koruma Vakfı Türkiye için yayınladığı verilere göre; suyun yüzde 74’ü tarımda, yüzde 15'i sanayide ve yüzde 11’i ise konutlarda tüketilmekte. Tarımda kullanılan suyun yoğun miktarları vahşi sulama olarak nitelenen açık sulama sistemleri ile yapılmakta; boşa harcanmakta nitekim. Toprağın niteliğini ve doğallığını zayıflatmakta! Damla sulama, modern sulama tekniklerine henüz geçilemeyen alanlar çoğunlukta.
Türkiye Ziraatçiler Derneği’nce hazırlanan raporda ise (17.06.2006) kuraklığa karşı hiçbir stratejik plan yapılmadığını ileri sürmekte; Türkiye tehdidi görmüyor. Kırmızı çizgiye dayandık, dönüşü olmayan yolun başındayız.
Aşağı yukarı 20 yıla yakın bir zaman öncesi anlamlı bir uyarı! Acaba bu anlamlı uyarı dikkate alındı mı; alınıyor mu?
Bu durumda insan ve bütün canlılar için su kaynaklarını kullanım açısından sürdürülebilir kılmak mümkün mü?
Su tasarrufu sağlayan tekniklerin kullanımı, yağmur suyu hasadının yapılması ve gri suyun geri dönüşümü; yani yeniden kullanımı gibi yöntemlere geçildi mi? Bölgesel yağmur yağdırma teknikleri ve deniz suyunu arıtma ve doğallığı için doğayla buluşturma gibi projeler gündemde mi?
Su sorununu çözme adına rasyonel akıl ve stratejik bir plan varsa; bu planın neresindeyiz?
Ben göremiyorum; ya siz!