Su mucizedir ama küresel iklim krizi durdurulabilirse!

     İnsanlığın ve bütün canlıların başta sağlığını ve sürdürülebilirliğini çok yakından ilgilendiren en büyük tehlike nedir? Sizce su krizi mi?

     Evet diyorsanız; yapacağımız çok işlerin olduğunu ve sorumluluk duygumuzu ve bilinç düzeyimizin sınırlarını zorlayıp aklımızı sorunu çözmek için en rasyonel şekilde nasıl kullanabiliriz zamanlarına geldik; hatta geç kalmakta mıyız gibi bir endişenin de içinde olabiliriz! Su krizini anlayarak başlayalım mı?

     Küresel iklim krizi, başta mevsimsel geçişlerde dengesizlikler yaratarak; havaların mevsim normallerine göre çok ısınmasını, bazen de ısının çok düşmesini, yağmurların azalmasını, dolayısı ile kuraklığı artırarak su krizlerine yol açmaktadır; açmaya da devam edecektir çünkü dünya kronik ısınma yaşamaktadır. Ateşi devamlı yüksek dolaşan bir hasta gibidir; gibisi fazladır, hastalanmıştır. Çevrenin ekosistemindeki dengeyi de bozarak ilerleyecektir; ilerlemektedir.

     Ekosistem nedir?

     Ekosistem; karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak şekilde birbirine etki yapan organizmalarla (biyotik) bitki ve hayvanların birbirine eklemlendiği ve ayrıca kaya toprak gibi fiziksel çevre faktörlerinin (abiyotik) bir arada bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir. Ekosistem bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın işlevlerinin nasıl olduğu ile ilgilenir. İnsanlar, hayvanlar, topraklar, hava ve güneşin tabii ki suyun da karşılıklı birbiri ile olan ilişkisinden ve etkileşiminden doğar; kurulan bu denge doğanın mucizesinin en büyük kanıtıdır ayrıca.

     Ekosistem kara ve su ekosistemi olarak iki dalda incelenir; kara ekosistemine, ormanlar, koruluklar, bağ ve bahçeler, dağlar, ovalar, vadiler ve mağaralar girer. Su ekosistemine ise; tatlı ve tuzlu su kaynaklarının hepsi girer; okyanuslar, denizler, akarsular, nehirler, ırmaklar, çaylar, sulak bataklıklar. Öyle ki; küçük su birikintisi dahi bir su ekosistemidir.

     Su krizinin tanımı:

     Su krizinden ne anlıyoruz?

      Su krizi su kaynaklarının talep edilen tüketim ile karşılaştırıldığında yetersiz olduğu durumları ifade etmekte. Bu süreç başta tarım olmak üzere, sanayi ve enerji üretimi gibi iktisadi faaliyetlerin yanı sıra, insan sağlığı ve ekosistem üzerindeki olumsuz etkileriyle de kendini göstermekte.

     Su krizinin varlığını nasıl anlamalıyız?

     Su krizinin varlığı, yalnızca su miktarının yetersizliği ile sınırlı değil. Suyun yönetimi, kalitesi, erişilebilirliği, dağıtımı gibi sosyal ve çevresel dinamikleri de içinde barındırır. Su krizini yalnızca kaynak sıkıntısı olarak ele alırsak yanılırız. Önümüzdeki yıllarda ve gelecekte sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin sağlanmasında bir engel teşkil etme olasılığı sürekli artacaktır; artmakta olduğu daha da hissedilecektir.

    Su krizinin küresel iklim krizi ile çok yakın ilişkisi; suyun ısınmasında anlaşılacaktır. Su sıcaklığının tabii ki; okyanuslarında ısınması ve sıcaklığının artması suyun içinde bulunan canlılar için hayati derecede önemli olan oksijen mineralini azaltacaktır. Tatlı sularda ve tuzlu sularda farklı etkileri görülecektir. Tatlı sularda sıcaklığın artması ekosistemlerde görülüp izlenebilen özümleme çabasını ve kapasitesini azaltır; düşürür. Yani kısaca suda oksijen dışında minerallerinde azalmasını beraberinde getirecektir. Suda verimlilik açısından kalite sorunları ortaya çıkacaktır. Marmara denizinde müsilajın hikâyesi bu şekilde başlamaktadır.

     Küresel iklim krizi su kaynaklarını şu şekilde tehdit etmekte:

. Yaz sıcaklarının artması

. Kışın kar yağışlarının azalması

. Yüzey sularının çok ısınıp kayıplar yaşaması

. Kuraklıkların sıklaşması

. Toprağın bozulması ve erozyonu

. Su taşkınları ve baskınları

     2025 yılı Temmuz ve Ağustos ayları iklim krizi her boyutu ile –aşırı sıcaklar, yangınlar- yağışların azalması-depremler-hem dünyada hem de ülkemizde getirdiği sorunlarla mücadele konusunda yeteneklerimizi, bilgilerimizi ve tecrübelerimizi de test ederek bizi sınavdan geçirdi! Ülke olarak bu sınavda başarılı olamadık!

     En sıcak Temmuz aylarını üçüncü kez yaşadık ve Ağustos ayları da sıcaklıklar açısından mevsim normallerinin üzerinde seyretti.

     Bir de baktık ki yağışlar yıllara ve mevsimlere göre azalmış; azalmaya devam edecek gibi!

     Türkiye genelinde 2025 yılının ilk 9 ayında son 52 yılın en kurak dönemi yaşandı. Yağışlar mevsim normallerine göre yüzde 26 azaldı. Güneydoğu Anadolu bölgesinde yüzde 53, İç Anadolu Bölgesinde yüzde 36, Doğu Anadolu Bölgesinde yüzde 24, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde yüzde 30 azaldı. Sadece Karadeniz Bölgesinde yağışlar mevsim normallerinde kaldı. (Ceyhun Özçelik, 2025)

     Su krizi yıllara göre büyüyecek!

     Tarım ve Orman Bakanlığından iklim krizi ile ilgili bilim insanlarının yaptıkları araştırmalarda; 2030’lu yıllarda Türkiye su potansiyelinin yüzde 20 oranında azalacağı öngörüsünde bulunmakta. ( TOBB, 2023 su verimliliği seferberliği)

     Türkiye için iklim modeli çıktılarına dayanarak yapılan bir diğer bilimsel araştırmayı da hatırlatmak isterim: İklim krizi sonuçlarına göre hidrolojik modelleme ile yapılan 2015-2100 dönemleri medyan değerlerine göre su potansiyelimiz yüzde 40-45 oranında azalabilecek. (OSB, iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisi projesi raporu, 2016)

    Dünya ile birlikte el ele verirsek küresel iklim krizini durdurabiliriz; çünkü nedenlerini biliyoruz.