Çocukların sağlığına ebeveynlerin katkıları

Hayırlı evlat nasıl yetiştirilir?

     Mutlu çocuk nasıl yetiştirilir?

     Bu iki soruya aile sistemleri içinde yanıt aranırsa ve bilimsel olgular içinde değerlendirilirse bir anlamı olacağını düşünmekteyim. Meselâ; demokrasi kültürünü ve bilimsel değerleri içselleştirmiş bir ailede (ebeveynler) büyüyen bir çocuk ile otoriter kültürde yani; sürekli ne yapması konusu dikte edilen bir ailede büyüyen çocuklar bir olay karşısında birbirlerinden çok farklı davranışlar ve görüşler (fikir anlamında) sergileyebileceklerdir. Birbirlerini anlama konusunda çelişkiye düşmeleri de mümkün olacaktır.

     Mutlu olmayan bir çocuk hayırlı bir evlat olamaz gibi basit bir hipotez ortaya çıkarır ki; hayırlı evlat kavramına ne gibi anlamlar yüklediğinizin bir kıymeti kalır mı?

     Evet; hayırlı bir evlâta ne gibi bir anlam yüklüyorsunuz?

     Evet: mutlu çocuk nasıl yetiştirilir?

     Anne ve babanın (ebeveynlerin) çocuklarının gerek fiziksel, gerek ruhsal ve gerekse beyinsel (bilişim) gelişimlerine nasıl katkı verebilirim sorusuna yanıt verebilme amacı taşıyan ve bu sürece yardımcı olabilecek seviyede eğitim açısından donanımlı olmak gerekmekte. Ve çocukların gelişimleri açısından ilk üç yılı (1-3 yılı) çok önemlidir. Önemi nerede yatmaktadır?

     Linda Blair bu dönemi, yani; bebeklik dönemini Mutlu çocuk isimli kitabında şöyle anlatır:

‘’ Bebeklik dönemi, geri kalan hayatını etkileyebilecek temellerin de atıldığı bir dönemdir. Bu temellerin en temel unsurları bebeğin sevildiğini ve güvende olduğunu bilmek ve ihtiyaçlarına yanıt almak konusunda çevresindekilere güvenmektir. Çocuğunuzun özgüveni ve genel hayat görüşü bu dönemde atılan temeller üzerinde kurulacaktır.’’

     Bebekler öğrenme ve merak duygularının yoğunlaşmış hali ile dünyaya gelirler. Bu açıdan Linda Blair’e göre, bir çocuğun gelişimi yaş alma hızında değil, bulunduğu yaş dönemleri içinde aşamalara bağlıdır. Yani; bu dönemlerde öğrenebileceği bilgiler davranışlarına yansıyacak, der; ebeveynlerin bu devrelere odaklanmalı ifadesini kullanırken; çocuğun akranlarına göre ne durumda olduğuna takılıp kalma yerine şu anda neler olup bittiğinin farkında olarak bir sonraki aşamada sizin nelerin beklediğini hesap edebilmenizi sağlamak konusunda dikkatleri çeker.

     Bebekler gün gün; her gün büyüyecektir. Gelişimlerinde farklılıklar görülebilecektir. İlk üç yıl gelişimleri ile ilgili bazı aşamaları bebeklerin nasıl geçirdiklerini anımsayalım mı?

      Ebeveynlerin çocuklarının bütün ihtiyaçlarının anında karşılanmaması bu süreçlerde öğrenilmesi gereken davranışları teşvik edebilir. Ancak, ihtiyaçları sıklıkla karşılanmıyorsa; meselâ, altı, uzun süre temizlenmiyorsa, ağlamalarının nedenine ulaşılamıyorsa, gerekli uykuyu alması umursanmıyorsa çocuğun gelişimi sağlıklı olmayacaktır.

      Bir kültürde erkek çocuklar ağlamaz düsturu ile ihtiyaçları bu yönde de göz ardı edilen çocuklar bir süre sonra yardım almak için ağlamayı keserler. Beyinleri tepki vermelerini sağlayan kimyasalların üretimini durdurduğu için bu bebekler her ihtiyaçlarının karşılanmadığında ağlamayacaklardır.  Hayatlarının birçok döneminde fazlasıyla sakin, kayıtsız ve umarsız olabilirler. Bastırdıkları duygular dayanılmaz hale geldiğinde öfke patlamaları yaşamaya yatkın bir kişiliğe bürünebilirler.

     Bir çocuğun ileride oluşması gereken kişiliği için beyin kimyasallarının aşırı salgılanması ne anlama gelmekte?

     Eğer çocuk, ergen veya yetişkin en ufak rahatsızlık yaşadıklarında ciddi anlamda kaygı silsilesi içine sürüklenebilirler. Duygusal termostatları yüksek dereceye ayarlı kalabilir; bu durumda bir sorun yaşanabileceğine dair görülen az da olsa bir belirtiyi fark edebilirler. Bu kişiler hayatlarının geri kalanında huzursuz, sinirli ve sürekli rahatlamaya ihtiyacı olan biri olarak kaygı bozukluğu yaşayabilirler. Bu süreçlerde beynin hangi bölgelerinin aktif veya pasif kaldığı ve çalıştığının bilinmesi önemlidir.

     Blair’e göre ilk üç yılında bebek-çocukların ihtiyaçlarının olabildiğince soğukkanlı, hızlı ve mantıklı bir şekilde karşılandığı bir ortamda yaşaması ve yaşatılması hayati bir önem taşımaktadır.

     Bebeklerin ve çocukların ihtiyaçlarının karşılanmamasının yanında fiziksel ve sözel şiddete de maruz kalırlar ise gelişimlerini daha olumsuz etkileyebilecektir. Çocuğa uygulanabilecek kötü bir söz ya da bir fiske dahi ileriki yaş dönemlerinde davranışlarına olumsuz şekilde yansıyabilecektir.

     İnsan davranışlarını inceleyen Natura Human Behaviour dergisinde (Mayıs, 2025) Türkiye’nin de içinde bulunduğu kapsamlı meta-analiz çalışması yayınlandı. Düşük gelirli ve orta gelirli 92 ülkede 195 çalışmayı kapsayan bu araştırmanın sonuçları değerlendirildi. Bu araştırmanın değerlendirmesine geçmeden önce Türkiye’de yıllara göre yapılan araştırmalarda- 2000-2004-2013 ve 2023 yılları- çocuklarda ve yetişkinlerde görülen şiddetin bilançosuna bir göz atalım:

. Yapılan bir araştırmada kadınların yüzde 68’i hamilelikte bile fiziksel şiddet görmekte.

. Kadınların yüzde 63’ü haftada en az 2 gün şiddet görmekte.

. Erkek çocukların yüzde 59’u ailesi tarafından şiddet görmekte.

. 15-19 yaş grubunda kız çocuklarının yüzde 69’unun koca dayağını haklı görmekte. (2004, Milliyet, Eğitim-Sen)

. Türkiye’de ailelerin yüzde 34’ü fiziksel şiddet; yüzde 53’ü de sözel şiddet uygulamakta.

. 8 yaşındaki çocukların yüzde 75’i sözel şiddet görmekte. (2013, Hürriyet)

. Türkiye’de 2-4 yaş grubu çocukların yüzde 52’si disiplin amaçlı fiziksel şiddet görmekte. (UNİCEF, 2023)

     Araştırmanın değerlendirilmesi:

     Disiplin amaçlı atılacak dayak; fiziksel şiddet ve sözel şiddet- ahmak, geri zekâlı, aptal gibi sözcükler- kafaya atılacak bir şaplak- çocukların biyolojik, ruhsal gelişimleri üzerinde belirlenmiş 19 davranışsal, bilişsel ve sağlık göstergelerinin 16sını olumsuz etkilediği ortaya çıkarılmış. 3’ünde ise olumlu mu olumsuz mu konusunda karar verilememiş.

     Çocuklara uygulanan sözel ve fiziksel şiddetin etkileri davranışlarına şu şekilde yansıyabilecektir:

.  Dayak yiyen ve şiddet gören çocukta, ergende saldırganlık eğilimler yükselmekte. Disipline sokmak için şiddet kullanan ebeveyn şiddeti bir çözüm yoludur mesajını vermekte ve öğretmektedir.

. Şiddet gören çocuk yaş ilerledikçe depresyon, kaygı bozuklukları ile birlikte madde bağımlılığı gibi riskler ile de yüz yüze karşılaşılabilmekte. Hatta intihar eğilimi gibi riskleri de artırabilmektedir.

. Şiddet çocukta özgüven ve özdenetim duygularının kaybolmasına neden olmakta. Gençlerde kırılganlık duygusunu da geliştirerek ileri yıllarda ebeveyn ilişkisinin tamamen kesilme eğilimini de destekleyebileceği gözlenebilmekte.

. Şiddet gören çocukların ileri yaşlarda da şiddeti kendi çocuklarına da uygulayabilecekleri ve bu kısır döngünün nesillere aktarılma riskinin doğabileceği bilinmelidir.

     Çocukların şiddet görmeden yetiştirilmeleri önemlidir. Çocukların hayat yolculuğunda ilk üç yılı temel olarak kabul edilir. Sağlıklı bir şekilde yaş dönemlerinde hem gelişimlerini hem de karşılaşabilecekleri sorunların nasıl aşılabileceğini öğrenebilirler. Okul yıllarında başarılı ve yaratıcı kişiliğin nasıl ortaya çıkarılabileceğini bilmek kolaylaşabilir. Burada ebeveynlerin bilmesi gereken psikologların ve eğitim uzmanlarının bir uyarısı var: Bugün ebeveynler çocukların başarısını kaygı üzerinden tanımlıyorlar. Çocukların müthiş işler çıkarabildiği yeteneklerine değil zaaflarına odaklanıyorlar. Bu hatalı bir odaklanmadır. Araştırmalara göre; becerikli gençler yetiştirmenin ilk üç yılı hatalı bir şekilde geçirilse dahi; onların bocaladıkları alanları hedef almamak bunun yanında güçlü ve yetenekli yanlarını takdir etmek ve geliştirmek ve temel almak önemlidir. Çocuk gelişimi uzmanlarına göre gençlerin başarı yolunda yeterlilik adaları tespit etmek ve desteklemekten geçmektedir. Zaaflarına odaklanmanın çocuğun öz güvenini ve saygısını olumsuz etkileyebilecektir. 

      İşte Blair kitabında 9 bölümde özetlediği ve ebeveynlere rehberlik yaparken bilgilendiren, eğiten ve öğreten kitabının amacını da bu şekilde belirlemiş oluyor. Blair’in bu açıdan çocukların eğitimlerinde üç temel yılın ıskalanmasında ebeveynlerin eğitimsizliğinin yattığı da ortaya çıkmaktadır; şiddet gören çocuklar onların eseridir. ÜNİCEF ömür boyu sağlık için ebeveynlik eğitimi programlarını 30’un üzerinde ülkede uygulamaya soktu. Görüldü ki; ebeveynlerin eğitilmesi ile çocukların davranışlarındaki problemlerin yüzde 30-40 oranında; Jamaika’da ise bir anaokulunda görülen sınıf içi şiddet yüzde 80 azaldı. Türkiye bu durumda uzun ince bir yolda ilerlemektedir. Çocukların fiziksel, ruhsal sağlıkları açısından Türkiye’nin dünyadaki yeri 40 ülke içinde 37.dir. (UNİCEF (17 Haziran 2025) Çocuklarımızın sağlıklı yetişmediğini ortaya koyan sıralama bu.

     Çocukların yetiştirilmesinde ebeveynlerin çocuk gelişimlerine katkı verebilmeleri için eğitimlerinin yanında pozitif olmaları ve ayrıca üç ana prensibe uyma ve uygulama çabasında da olmalarıdır. Blair bu prensipleri ebeveynlerin önüne şu şekilde koyar:

  1. Çocuğunuzun yaptıkları için değil sadece kendisi olduğu için sevilmelidir.

İyi piyano çaldığı, ya da takdirname getirdiği için değil, evlâdınız olarak sevildiğini bilmelidir.

  1. Çocuğunuz hiçbir şekilde size borçlu değildir.

Bir çocuğun dünyaya gelişi, ebeveyn arasında gizli bir anlaşmanın sonucu değildir. Önemli olan başta kendi yakınları olmak üzere başka insanların da ihtiyaçlarına duyarlı olabilmektir. Bu güzel duyguların kazandırılmasının ne kadar ebeveynlerin katkısı olsa bile ona herhangi bir borcunun olmadığının bilinmesidir.

  1. Ebeveynin çocuğun gelişimine katkısının yanında onu serbest bırakmalıdır; aşırı müdahalelerden kaçınmalıdır.

Kendi ayakları üzerinde durabilmeli ve kendine güvenen, girişken, kendi başına iş yapabilme yetisi kazanabilen, sorumluluk bilinci ile karar alabilmesi için gerekli becerileri öğrenebilmesine yardımcı olabilmektir.

    Sonuç itibariyle; çocuklarını sevgi ve saygı içerisinde yaş dönemlerinde anlaşılabilecek beceri ve yeteneklerini teşvik ederek; önem ve değer vererek yetiştiren ebeveynler her şeye duyarlı, ilgili, çözüm odaklı (hayırlı evlât) evlât büyüttüklerinin gururunu yaşayacaklardır.