Dijital bağımlılık beyin çürümesine neden olur mu?

     Ekran bağımlılığının sonucu olarak; (dijital araçlar) kullanıcıların bir kısmında bulundukları yaş kategorilerine göre; zihinsel bulanıklık, bilişsel gerileme görülmekte; bu sürece halsizlik ve dikkat dağınıklığı eşlik ederken beyin çürümesi riskini de artırmaktadır.

     Bireyde beyin çürümesi süreci nasıl başlamaktadır?

     Bu sorunun yanıtı 2007 yıllarında Amerika’da Boston Children Hospital hastanesi uzmanlarının araştırmaları sonucu bulunmuş. Bağımlılığı tetikleyen kısa videolar; tik tok’ların izlenmesinin artmasından sonra. Oysaki internet 1990’lardan beri vardı ve böyle bir sorun görülmemekte idi. Sosyal medyanın kullanış biçimi artmış; algoritmaların oluşturduğu ağ düzeni ile bireyi sosyal medyada yönetebilecek duruma gelmişti ve geçmekte olduğu anlaşılıyordu ve bu durumla birlikte Brain Rot kavramı ilk kez telaffuz edilir olmuş. Brain Rot beyin çürümesi demek!

     Akademisyen Selçuk Şirin köşesinde; Amerika’da öğretim üyesi olarak görev yaptığı ve öğrencilerine verdiği ders süreçlerinde bu konuları da dikkate alarak; Dijital çağın sessiz tehdidi: Brain Rot isimli bir makale kaleme alıyordu: Çürüme sürecini ve riskin oluşumunu şu şekilde aktarıyordu:

;……Kavram yeni, ancak pek çoğumuz için kavramın ifade ettiği davranış kalıbı o kadar da yeni değil. Eğer ekranda amaçsız dolaşmaya çıkıp ta ekrandan başınızı kaldırdığınızda saatlerin siz farkında olmadan geçtiğini fark ediyorsanız ve o geçen zamanda baktığınız içeriklerin hiçbirini hatırlamıyorsanız sizde beyin çürümesi yaşamış olabilirsiniz. Ekranda geçen zamanda eğer odaklanma yoksa, dikkat kullanılmıyorsa, hafızada hiçbir bilgi yoksa Brain Rot yani beyin çürümesi riski var demektir….’’ (20 Ekim 2024)

     Beyin çürümesi başlamadan önce bağımlılık süreci var ve biz bağımlılık sürecini anlamalıyız. Kitabında Carry diyor ki;

     ‘’.. Dijital cihazlar beynimizin yüzeysel düşünmesine ve konular arasında hızlı geçişlere neden olmakta. Bunun sonucunda derin, anlamlı ve üzerinde uzun düşünülmüş fikirlere sahip olma, odaklanma, çözüm üretme ya da belki de kendimizi bir kitapta, bir filmde ya da müzikte tamamen kaybetme (tat alma, zevk alma) becerimizi gitgide kaybederiz. Dijital yaşam bir yüzeyselleşme riskiyle karşı karşıya bırakır; dijital bağımlılık ise bunu garantiler.’’

     Carry’nin söylediklerini kanıtlar dercesine küçük bir hikâye ile devam edelim: Galatasaray’ın Eyüp sporu 5-1 yendiği maçı izliyorum: Beş genç (ergen) cep telefonlarına tutsak gibi! Maç bitti. Dayanamadım; Fenerbahçelisiniz, maçı hiç izlemediniz; üzüldünüz mü dedim. Yo Galatasaraylıyız dediler. Carry’nin söylediği gibi maç izlemede bile tat alma, zevk alma ve heyecan duyma duyguları kaybolmuş gibi! Ruh da gitmiş! Bu nasıl GS’lılık ruhu? Ergenler ayrıca her şeyi sıkıcı bulmakta!

 

   Beyin bir şekilde devreden çıkıyordu ama nasıl?

 Öğretim üyesi Selçuk Şirin bu süreci de bizlere şu şekilde vurgulamaktadır:

‘’ Zamanla tüm platformlar giderek daha hızlı tüketilen içeriklerin hegemonyasına geçti. Tik Tok ve artık X olan Twitter’ın tüm insani sınırları zorlayan algoritmaları sayesinde artık beynimiz ekranda sürekli yeni uyarıcılar görmek istiyor. Her yeni gönderi, her yeni video, beynimize kısa vadeli bir dopamin patlaması yaratıyor ama ardından çok daha hızlı bir şekilde çok daha fazla sayıda yeni içerik istiyoruz. Bu döngüyü bilinçli bir şekilde odaklanarak devam ettirmek imkânsız olduğundan beynimiz bir süre sonra devreden çıkıyor. Tıpkı madde bağımlılarında olduğu gibi’’

     Dünyada araştırmalar arttıkça sorunun derinleşmekte olduğunu anlayabiliyorum; değerli okuyucu, ebeveynler, okul yöneticileri ve ülkeyi yönetenler sorun ciddi! Eyvah eyvah diyecek kadar!!

     İnsan beyni anlama, bilme ve yorumlama kapasitesi olarak sınırına gelmiş olabilir mi?

     Bu anlamda John Burn-Murdoch da insan beyni sınırına gelmiş olabilir başlığını taşıyan bir makalesinde özetle şöyle diyordu; dijital bağımlılık ile ilgili olarak araştırmalara göre dijital teknolojinin aktif ve belli bir amaca yönelik kullanımı çoğu zaman olumlu, hatta yararlı sonuçlar getiriyor; ancak son dönemde ortaya çıkan davranışların sözlü bilgileri işleme, dikkat, işler bellek ve otokontrol becerilerimizi olumsuz etkilediği görülüyor. (Financial Times, 21 Mart 2025)

     Bir araştırma: Gelecek takibi (Monitoring the Future)

     2012-2018 yılları arasında ergenlerin de içinde olduğu bir araştırmada akıl yürütme ve problem çözmede gerilemeler gözlemlenmiş.

     1980’lerden bu yana her yıl 18 yaşındaki gençlere düşünme, konsantre olma ve yeni şeyler öğrenme konularında zorluk çekip çekmedikleri sorulmuş. Lise son sınıf öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalar da, zorluk yaşadığını bildirenlerin oranları 1990’lar ve 2000’li yıllar boyunca istikrarlı gitmiş. 2010’ların ortalarından itibaren öğrenme konusunda zorluklar hızla artmaya başlamış. Yani beyinde öğrenme ile ilgili bölge olan striatum devre dışı kalma riski ile karşı karşıya.

     John Burne zihinsel odaklanma ile bilgileri uygulama becerisinde erozyon ile karşı karşıyayız demekte. Burne’nin dikkat çektiği konu şu olmakta; odaklanma düşüncesi becerisinde değişim; bilgi ile kurulan ilişkiyi de değiştirmekte; yani sosyal medyada takıntılı derecede bağımlılık gelişirken; görselliğin ön planda olduğu ‘’post okuryazarlık’’  toplumuna geçiş yaşanmakta. Bu süreç özellikle beyin gelişimini 25 yaşına kadar tamamlayacak olan çocuklar ve ergenler için olumlu bir yorum - analiz değil! Amerikan gençliği üzerinde yapılan araştırmalarda; özellikle ergenlik çağındaki liseli gençlere yılda kaç kitap okuyorsunuz sorusuna bir kitap bile okumuyoruz yanıtları verilmiş! Okuma ve öğrenme isteği de sıfırlanmakta nerede ise!