Ekonomik büyüme ve siyasetin ekonomik programa etkisi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması Türkiye ekonomisinde yeni bir belirsizlik dalgasını tetikledi!

Uzmanlar ve ekonomistler bu belirsizlik dalgasının ekonomik dengelere nasıl etki edeceğini tartışırken; başta kur baskısı, faiz artışı ve enflasyonda artış riski ve yatırımcı güveninde zedelenme gibi birbirini tetikleyecek zincirleme makro iktisadi gelişmelerin yaşanabileceği; uzun vadede bu etkinin derinleşme riski taşıyabileceği üzerinde durmaktadırlar!

İlk başta uygulanmakta olan sıkı para ve maliye politikası bu süreçte gevşetmeden sürdürmek mümkün olacak mıydı? Sonunda enflasyon düşecek miydi? Nisan 2025’te de üç kurum tarafından açıklanan enflasyon rakamlarına kendimizi alıştıramamışken; Tüik; yüzde 38.10, İto; yüzde 46.23, Enag; yüzde 75.20

Ayrıca yaratılan siyasi krizin; yönetenler tarafından seçimlere giderken icat edilen yanlış teorinin etkisi ile oluşan ekonomik krizden çıkışı erteleyebileceği, uzatabileceği kaygısını ve endişesini artırabilme potansiyeli taşıyordu; tepkilerin ve siyasal çalkantıların dozajı artarak devam ederse!

Kriz ortamında; sistemin sorgulanması gerekiyordu: Borçlanma olgusu, uygulanmakta olan sıkı para ve maliye politikasının neresinde duruyordu?

Carry trade denilen ülkeye girebilmesi için yüksek oranlarda faiz verilerek- ilk başta yüzde 50’liler verilerek- davet edilen sıcak paranın uygulanmakta olan para ve maliye politikalarının omurgasını oluşturuyordu! Burada oluşacak aksamalar; başta ödemeler dengesi olmak üzere diğer yandan da yaşanabilecek küresel krizlerin etkisi ile de borçların faizini dahi ödeyememe riskini tetikleyebilirdi!  Bütçede faiz ödemelerinin arttığı bir dönemde bu durum ülke ekonomisi için şu anlama geliyordu: Bu krizde Tl’ye şimdilik yüzde 3 değer kaybettiriyordu: ileride artma olasılığını tetikleyebilecek gelişmelere de açık hale geliyordu. Tl’de kaçıncı kez değer kaybı yaşanıyordu? Merkez Bankası Perşembe günü döviz kuru dalgalanmalarını önlemek ve döviz likiditesini dengelemek için daha fazla döviz satabileceğini açıklıyordu.

Merkez Bankasının sıkı para politikası ile birlikte Temmuz 2023 yılından bu yana sıcak paraya yüksek faiz ödeyerek biriktirdiği 59 milyar dolarlık swaplar hariç net rezervler yeniden negatife dönme riskini de doğuruyordu. Üç gün içinde sıcak paracılar tahmini 25 milyar dolara yakın Tl’deki mevduatlarını dövize çevirerek arkalarına dönüp bakmadan ülkeden çekip gittiler. Ülkeden çıkış yapan döviz miktarı 42.5 milyar dolar olduğu anlaşıldı. (9 Nisan 2025) (57 milyar dolara geldiği de söylendi; Kara, 6 Nisan 2025) Rezerv artışı neden önemli idi? Yatırımcıya, finans piyasalarına güven vermek içindi. Ayrıca yabancı yatırımcıyı ülkeye çekme konusunda da. Vergi, zamlar ve enflasyon nedeni ile eriyen ücretler karşısında sabit gelirli kitleler, bu borçlanma modeli altında daha çok eziliyorlar ve fakirleşmeyi de daha da çok hissetmeye başlıyorlar ayrıca!  

Kriz sinyali alan Para Politikası Kurulu neden acil toplantı kararı alıyordu ve hangi kararlara imza atıyordu?

Sıkı para politikası ile birlikte bu borçlanma modelinin devamı için; sıcak paracılar ülkeyi tamamen terk etmemesi, yerli tasarrufçuların da daha fazla dövize talepleri oluşmaması için borç verme faizini yüzde 44’ten yüzde 46’ya yükseltti. Geriye dönüş uzayabilirdi.

Gösterge faiz oranını yüzde37.09’dan yüzde 44.60’a yükseltti. Hazinenin borçlanma maliyeti 7.51 puan arttı. Yatırımcı için gösterge faizi de önemlidir.

Piyasadaki çalkantılar nedeni ile zaman zaman yükselen ve düşen kredi risk pirimi (CDS) bu krizde 29 baz puan artarak 328 baz puana yükseldi. 2024 Mart seçimlerinden bu yana en yüksek seviyesine ulaşan risk pirimi hafta başından bu yana 66 baz puan arttı. Türkiye ekonomisi için şu anlama geliyordu: Risk pirimi bir ülkenin borçlarını ödeme konusundaki güvenilirliğini ölçen bir göstergedir. Credit Default Swap (CDS) değeri yatırımcıların Türkiye’nin borcunu geri ödeme riskini artırdığını düşündüğü anlamın gelir. CDS’nin yükselmesi, ülkenin borçlanma maliyetini artırır ve ekonomiye olan güvenin azaldığını da gösterir.

Bu siyasi karar bankacılık sektöründe de güven, kredi akışı, yabancı ilgisi ve fonlama kaynakları üzerinde ciddi baskı oluşturabilir. Hissedilen ilk şok dalgasında; borsa ve kuru olumsuz etkilerken; orta vadede aktif kalitesi, kararlılık ve büyüme gibi temel göstergeleri zayıflatabilir.

Yabancı tasarrufçu ve reel sektör ile ilgili orta vadede muhtemel şu gelişmeler olabilir:

Yabancı yatırımcı ve tasarrufçu ilişkisi

. Bankacılık sektöründe, doğrudan ve portföy yatırımları için kredi faiz oranları dalgalı bir seyir izleyebilir.

. Sendikasyon kredilerine erişim zorlaşabilir.

. Türkiye’nin ‘’Hukuk devleti’’ imajının zedelenmesi, uzun vadeli finansal istikrarını tehdit edebilir.

Reel sektörün bankalara yansıması

. Şirketler döviz kurları artışı nedeni ile zor duruma düşerse, bankaların tahsilat riski yükselir.

. Takipteki krediler (NPL) artabilir.

. Bankalar daha tutumlu davranarak kredi musluklarını kısabilir.

Sonuç itibariyle; borçlanmaya bağımlı bir ekonomik yapı nedeniyle ekonomik program yurt içi siyasal çalkantılara sürüklenerek olumsuz etkilendiği gözlenmektedir. Çıkarılan siyasi krize piyasaların verdiği bir tepkisidir aynı zamanda.

      İMF’ye göre yıl sonu ekonomik büyüme ise yüzde 2.7 olması öngörülmekte. Enflasyon tahmini de yüzde 30’un üzerinde gerçekleşebilir; uygulanmakta olan ekonomi programının istikrarlı bir şekilde sürdürülebilirliğine de engel olmuştur!