Ekonomik büyüme ve bütçe dengesi

Kamu harcamaları, ekonomik büyümeyi kısa vadede olumlu etkilemekte. Uzun vadede bütçe açıkları ve enflasyon oluştuğunda kamu harcamalarının da adil dağılmadığı görülmüştür. Ayrıca bu süreç enflasyonist baskı da oluşturabilmektedir. Birçok ampirik araştırmada bu sonuçlar ortaya konulmuştur. Kamu harcamaları bu durumlarda önem kazanmaktadır.

Kamu harcamaları nedir?

Devlet üretim faktörü satın almak veya kiralamak için, ya da hazır bazı mal ve hizmetleri satın almak için kamu harcamaları yapmaktadır.

Kamu harcamaların devletin görevlerinin yerine getirilmesi için yapılan, bütün işlerin maliyetine giren unsurların toplamına denir.

Devletin sosyal gerekçelerle gelirin yeniden dağılımını sağlamak için yaptığı harcamalar da kamu harcamaları olarak adlandırılmaktadır.

Geniş anlamda kamu harcamaları, devlet bütçesiyle yapılan harcamaları içermektedir. (Eker 1995, Kanca, 2011)

Ünlü ekonomist Adam Smith’e göre yıllar önce söylediği gibi Kamunun üç temek görevi vardır:

  1. Ülkenin güvenliği
  2. Adaletin sağlanması
  3. Özel sektörün girmesinin mümkün olmadığı alanlarda kamu yatırımının sağlanması.

Bununla birlikte; cari transfer harcamalarının makroekonomik etkileri sürdürülebilir olması için, hedeflerin doğru belirlenmesi ve etkin bir şekilde kullanılması gerekmektedir.

Cari transfer harcamaları, sosyal ve ekonomik refahı artırmak, gelir eşitsizliğini azaltmak amacıyla yapıldığından, hedef kitlenin doğru belirlenememesi veya transfer harcamalarının etkin bir şekilde yönetilememesi durumunda istenilen sonucun elde edilmesi zorlaşabilmektedir. (Frisman ve Rosenheck, 1996)

Hangi hallerde zorlaşabilmektedir?

Elbette ki enflasyon ile birlikte yaşamaya başlanıldığı zaman süreçleri.

Türkiye’nin 100 yıllık iktisadi tarihinde enflasyonun nedenleri oldukça fazladır; bütçe açıkları, cari açıklar, döviz kuru dalgalanmaları, dış borçlar, üretim ve dağıtım zinciri sorunları, siyasi belirsizlikler, para ve maliye politikalarının etkisizliği, yapısal sorunlar, enerji maliyetleri, küresel krizler ve küresel politik problemler gibi birçok faktörün enflasyonu tetiklediği görülmüştür.

Türkiye uyguladığı sıkı para politikası ile birlikte makroekonomik dengeleri sağlamak için uğraş vermekte! Peki, buraya nasıl gelindi?

Enflasyon 15-20 bandında devam ederken; sıkı para politikaları uygulanıyordu. (Ağbal dönemi) Seçim atmosferinde bu politikalardan vazgeçilip, gevşek para politikaları uygulanmaya başlandı. Seçim süreçlerinde bütçe açıklarının oluştuğu biliniyordu.

Türkiye ekonomisi açısından enflasyonist süreç ne zaman şiddetlendi?

Politika faizlerinin düşürülmeye başlandığı zaman. Makroekonomik dengeler bozulmaya yani; bütçe açıkları verilmeye başlandığı zaman politika faizi düşürülmez. Merkez Bankasının alanına giren ve TL’nin değerini korumak ile ilgili görevinde; politika faizi enflasyonun bir tık üzerinde artırılması ile denge sağlanmaya çalışılması gerekiyordu. Ekonomi biliminin ve yasaların sınırları aşıldı! Enflasyon üçlü rakamları görürken, aradan bir yıldan uzun bir sürenin geçtiği vakitte bugün yapılan nedir? Sıkı para politikası; yükseltilen ve yüksek olmasının devamı istenen politika faizi; makroekonomik dengeleri sağlama çabaları.

Bütün ekonomik krizlerde yaşandığı ve yaşanmakta devam edildiği gibi kısır döngüye tekrar geri dönülmüştür.

Orta Vadeli Programda deniyor ki; (2025-2027) bütçe harcamaları 14 trilyon 731 milyar; faiz ödemeleri ise 2024’e göre yüzde 50 artış ile 1 trilyon 950 milyar lira olması yanında; 2026-2027 yılında ise 2 trilyon liralık bütçe açığı öngörülmektedir.

Bütçe açıkları ile geldiğimiz noktada; bütçe harcamaları gelir eşitsizliğini ortadan kaldıracak cari transfer harcamalarını da adaletli bir şekilde dağıtılamamasına neden olmaktadır.

Vergi politikaları ile paralel bir şekilde sıkılaştırılmış para politikaları devam ederken; 2020-2025 yılları arasında devletin vergi gelirlerinde çok yüksek artışlar gerçekleştirdiği gözlenmekte. Yani; vergi yükü beş yılda 12 katın üzerine çıktı. Orta Vadeli Programda enflasyon öngörüsü yüzde 17,5 iken; vergi gelirlerinde yüzde 45.4 (tahmini) artışı planlamak adil mi? Maaş ve asgari ücret zammı yüzde 25’te ve yılda bir kez artırılmasına takılması adil mi?

Faiz yükü neden artmaktadır?

Bütçede faiz harcamaları tekrar yükselişe geçti. 2024 yılında bütçe harcamalarının yüzde 11.8’i, 2025’in Ocak ve Şubat aylarında ise; yüzde 14.5’ine yükseldi. Kriz dönemlerinde CDS oranlarının yüksek olması, borçlanma maliyetini artırmakta; borçlanma maliyeti borç yükünü; borç yükü demek olan faiz ödemelerini artırmaktadır. 2006 yılında bütçedeki faiz ödemelerinin payı yüzde 25.8’di. 2017 yılında bu pay yüzde 8.4’e düşmüştü. 2018 yılı itibariyle sistem değişikliğinden sonra artış gözlendiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan; döviz artışlarını durdurmak için uygulamaya konan kur korumalı mevduata ödenen faiz giderlerini de ekleyelim. Özellikle ekonominin dolarize olması; hem enflasyonist süreci desteklemiş hem de bütçeye ek yük getirmiştir. Dövize olan talebi durdurmadığı gibi fiyat artışlarına katkısının da sebebi olmuştur.

Ayrıca Kamu Özel işbirliği ile yapılan alt yapı yatırımları tartışmalı maliyet ve garanti ödemeler ile bütçe açıklarını adil olmayan bir şekilde sarsmaktadır.

Sonuç olarak, ekonomistlerin ortak bir noktada birleştikleri konum itibari ile; bütçe açıklarının en büyük nedeni yanlış uygulanan para ve maliye politikalarıdır. Verimsiz ve öngörüsüz bütçe harcamalarıdır. Eleğe dönmüş ihale sistemidir. Kamu alımlarında yolsuzluk riskinin artmasıdır. Bu durumda ekonomik büyüme haliyle negatif etkilenmektedir.