Ekonomik büyüme ve istikrarı

‘’ Bir an önce enflasyon ile mücadelede kalıcı başarıyı sağlayalım. Para politikasını, maliye politikası ve yapısal reformlarla destekleyelim. Sanayiye mutlaka nefes aldırmamız lazım. Yatırım, üretim ve ihracat desteklenmeli.’’

4500 şirketi temsil eden; dış ticaretin yüzde 80’ini ve istihdamın yüzde 50’sini sağlayan; Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu Tüsiad’ın Başkanı Orhan Turan’ın ‘’sunum’’ konuşmalarından bir pasaj. (14 Şubat 2025)

Ekonomi krizde iken sadece girişimciyi, sanayicileri temsil eden sivil toplum kuruluşları, siyasal yönetimlerden kendi sorunları; -ülke sorunları- ile ilgili talepte bulunmazlar. Emek kesiminin de; çalışan veya emekli fark etmez; sorunlarının çözümü noktasında talepleri giderek yükselir; işçi sendikalarının ya da emekli sendikalarının. Emeklilerin sendikası var mı? Bu yasal bir haktır.

Bu taleplerin başında yatırım ve üretim de öncelikli sıralarda yer bulmaya çalışıyorsa ekonominin sağlığı konusu gündemde demektir. Kriz dönemlerinde bu ayağı veya ayakları hastalanabilir; nedeni enflasyondur.

Enflasyon kavramı bilimsel ve günlük konuşmalarımızda farklı şekilde algılanmaktadır. Genel bir tanımla; fiyatların genel seviyesinin sürekli artmasıdır; mikro bazda fiyat artışları, fiyatların seviyesindeki artış, maliyet ve gelir artışları; paranın değer kaybetmesi, para miktarının artması, faktör ve reel gelir açıklarının iktisadi tabloda görülebildiği süreçlerin adıdır. ( D. Cassel, 1984)

Ekonomik kriz varsa enflasyon vardır; bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri kalkınma yönünde çok olumsuz etkiler; etkilemektedir! Peki, ekonomik kriz nedir?

En küçük iktisadi birimden, en yükseğine doğru makroekonomik dengenin bozulması ile; birçok faktöre bağlı olmakla birlikte; iç ve dış borçların arttığı, işsizliğin çoğaldığı, ücretlerin bazen düştüğü; sürekli düştüğü, bazen arttığı; çok az arttığı üretimin de aynı yolda olduğu ve halkın genellikle siyasal yönetimlere güvenin sarsıldığı bir dönemin adıdır. (Ali Özgüven, 2001)

Bu tanımla; üretim ve yatırım yapan şirketlerin ekonomik krizde konkordato ilan ederek kenara çekilip; istihdam artışının durma noktasına gelmesi ya da az artması anlamı da ortaya çıkmaktadır.

Merkez Bankalarının ve siyasal yönetimlerin ekonomi biliminin gereklerine ve gerçeklerine göre yasal çerçeveyi ve hukuki açıdan ekonomik özgürlükleri de hesap ederek bu krizleri kronikleştirmeden aşmaları mümkündür.

Enflasyonun düşmekte zorlandığı bir süreçte bir girişimciyi, sanayiciyi nasıl etkilenmektedir? Bir bankacının gözünden anlamaya çalışalım:

‘’ Enflasyonu düşürmemiz gerekiyor. Ama enflasyonu düşürmemiz gerekliliğinin gelir dağılımının düzeltilmesi gibi birinci sebepleri dışında bir başka sebebi de var. Girişimci sayısını artırmak için düşürmek gerekiyor. Bunu hep şöyle anlatıyorum. Bir girişimcinin çok iyi bir fikri var. Yine krizlerin yarattığı yapıdan dolayı vade kısa ise, uzun vade ile borçlanamıyorsa şuna bakıyor: ‘Bir bankaya gideceğim, 100 lira borçlanacağım. İlk yılın sonunda 50 lirası faiz 150 lira ödeyeceğim.’ Hani iş kendini bir yıl içinde kurtarır, kurtarmaz; onu da bilemiyor, vaz geçiyor girişiminden. Halbuki faiz 3 ya da 5 olsa yani enflasyon 3-5 olsa o girişimcinin  davranışında şu olacak; ‘bunu hayata geçireyim 100 lirayla, 103 lira ödeyeceğim. Annemden alırım, teyzemden; işe başlarım.’ Miktar küçük olduğu için ortak bulup sayıyı artırma olasılığı da var. Start-ap sayısı artınca, yeni teknolojilere yatırım olunca, o dünya gelişir. Kriz ortamında olduğumuz için maalesef bunları gecikmeli yapıyoruz. Bu da Türkiye’de verimliliğin gelişmesini engelliyor. Verimli çalışabilmesi için uzun vadeli çalışman lazım. Bunu yapabilmen için enflasyonun düşmesi lazım. İş insanı işini geliştirecek, iş makinesi alacak, yeni yatırım yapacak, nasıl yapsın? Enflasyon cesaretini kırıyor.’’(Ümit Leblebici, 31 Ocak 2025)

Kronikleşmiş enflasyon süreçlerinde girişimcinin, yatırımcının ekonomik özgürlüklerinin kısıtlanabildiğini görüyoruz. Uluslararası ölçeklerde; ülkelerin ekonomik özgürlükler endekslerine bakarak bu süreçte yerimizin neresi ve neden burada olduğumuza da bir bakalım; izninizle.

Ekonomik özgürlükler konusunda 83.5 puanla Singapur birinci. Türkiye ise; 56.2 puanla 102. sıradadır. ( Endeksler: 2023) sadece hukukun üstünlüğü konusunda verileri ele alalım: Singapur’un mülkiyet hakları konusunda puanı 94.2. Türkiye’nin 40.6. Yargı etkinliği konusunda Singapur’un puanı 58.3. Türkiye’nin 24.2. Devlet dürüstlüğü konusunda Singapur’un puanı 88.3. Türkiye’nin ise 35’tir.

GSYİH’ya yansıması: (2023)

Türkiye’nin kişi başı milli geliri; GSYİH’sı: 13.110 dolardır.

Singapur’un kişi başı milli geliri; GSYİH’sı: 65.422.46 dolardır. (Tredingekonomics) Dünyanın en zengin 2. ülkesidir. Ekonomisi dünya ortalamasının yüzde 518’ine eş değerdedir. Bütçe ve cari açık vermeyen; cari fazla veren bir ekonomik sisteme sahiptir.

İş kurma özgürlüğü, ticaret özgürlüğü, mali özgürlük, yatırım özgürlüğü, mali sağlık ve yolsuzlukla mücadele gibi faktörlerin değerlendirilip ele alındığı ekonomik özgürlükler endeksindeki puanlarından dolayı Singapur’un başarılı olduğu gözlenmektedir. Endekslerde ilk ona giren ülkeler bu kriterlere uymaktadırlar. Bu durumda Singapur küresel ekonomiden daha büyük pay alabilmekte ve sağlayabilmektedir. Ayrıca faktör verimliliğinin yanı sıra; ayrıca ekonominin istikrarı anlamına gelecektir; gelmektedir.