Ekonomik Büyüme ve Cari Denge

Bir ülkenin kalkınabilmesi; sanayileşebilmesi için ekonomisinin büyümesi gerekmektedir; tabii ki; makroekonomik dengeleri gözeterek.

Kalkınma; ekonomik büyümeyi içeren bir kavram, süreç olmakla beraber toplumdaki gelir adaletsizliğin ve işsizliğin azaltılması yanında, iktisadi ve sosyal kurumların modernleştirilmesi gibi ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasal alanları da içermesidir. (Seyidoğlu, 2005)

Ekonomi bilimi, içinde bulunduğu koşullara ve kurallara göre yönetilmesini ister. Sadece sürdürülebilir bir ekonomik istikrar için değil; kriz dönemlerinde de teorik yaklaşımları benimser. Teorik yaklaşım hataları önler! Kalkınma hedeflerini kısaltır. Maliye ve para politikaları bu zemin üzerinde sürdürülebilir olması ile eğer makroekonomik denge  gözetilerek uygulanırsa ancak ekonomiyi krizlere sokmadan yönetmek mümkün olabilir.

Makroekonomik dengeler dikkate alınmaz ise ne olur?

Makroekonomik dengeler ne zaman bozulur?

Makroekonomi; ekonomi bilimini bir bütün olarak inceleyen ve iktisadın parasal kesimi ile reel kesimini hem ayrı olarak, hem de birbirlerine olan ilişki ve etkileri açısından inceleyen bir alt birim; dal.

İncelenmesi gereken reel tarafta;

. Toplam üretim

. Toplam talep

. İstihdam

. Enflasyon

İncelenmesi gereken parasal tarafta:

. Para arzı

. Para talebi

. Faiz

. Kur

Vardır. Makroekonomik göstergelerin ne anlama geldiğini analiz ederken uygulanmakta olan ekonomik sistemin işlerliğini, etkinliğini hesaba katmak gerekir mi?

Hangi sistem uygulanırsa uygulansın, ister devlet eli ile, ister özel sektör eli ile dediğimiz 1980 sonrası uygulamaya çalışılan serbest piyasa koşullarına dayalı ihracat odaklı ekonomik sistem, makroekonomik dengeler bozulmaya başladığında ekonomi krizlere hazırlanıyor demektir. Kriz başlıyorum derken; değişmekte olan en önemli gösterge; ithalatın artışını gösteren veridir. Bu durumda ne gibi gelişme olmaktadır? İhracat ile ithalat arasında dengenin bozulması; yani cari dengenin bozulması; cari açığın artmasına yol açıyor anlamına gelecektir.

Cari açık; ülkenin dışarıya olan ekonomik ilişkilerinde, giderlerin (ithalat, faiz ve kâr transferleri) gelirlerinden (ihracat, dış yardım ve işçi gelirleri) daha fazla olması durumunda oluşur. Cari açık bir bakıma borçlanmadır; tasarruflardan daha fazla yatırım yapılmasını sağlar. Ancak, yatırımların verimli alanlara (teknoloji) yapılması ve sürdürülebilir olması gerekmektedir.

Bir ekonomide ithalat neden artar?

Nedeni; tercih edilen ve zamanla değişmesi gereken ithal ikame modelidir; ithalata bağımlılıktır. Türkiye ithal etmeden  (üretim ve yatırım malı) üretim yapamamaktadır. İthal ikameci model, yurt dışından alınan ara ve yatırım için kullanılması gereken malların yerli üretim ile karşılanması anlamına gelir. Bu model yüksek teknoloji üretimini teşvik etmemektedir. İthal edilen ara mallar ile daha düşük kaliteli ancak daha pahalı mallar üretilmektedir.

Bu durumda imalat sanayi sektöründe son beş yıla ithalata bağımlılık oranlarına bakmamız gerekmektedir:

2008-2011 yılları arasında ortalama ithalata bağımlılık oranı imalat sanayinde yüzde 40-41 bandında seyretmiş.

Otomotiv sanayi:

. 2018: % 60-70

. 2020: % 65-75 (Pandemi nedeni ile tedarik zincirinde aksaklıklar)

. 2022: %70-80 (Döviz kurunda artışlar)

Elektrik sanayi:

. 2018: % 80-90 (Yarı iletken ithalatında bağımlılık)

. 2020: % 85-95 (Pandemi nedeni ile tedarik zincirinde aksaklıklar)

. 2022 %90-95 (Küresel tedarik zincirinden kaynaklı sorunlar)

Kimya sanayi:

. 2018: % 50-60

. 2020: % 55-65 (Pandemi nedeni ile tedarikçi zincirinde görülen aksamalar)

. 2022: % 60-70 (Enerji maliyetlerindeki artışlar)

İmalat sanayinin ithalata olan bağımlılığı oranının yükselmesi aslında toplam değer bazında üretimde kullanılan ithal ara ve yatırım malı miktarının üretimden daha fazla artması anlamına gelmektedir. Üretim anlamında yerel sanayinin payının ya da yerlilik payının azalmasına neden olmaktadır. İmalat sanayinin sağlığı demek olan PMI değeri ne kadardır? 2020 yılının nisan ayında 33.40’a kadar gerilemiştir. Bu ekonomide daralma yani; yatırım ve istihdam yaratmakta zorlanma anlamını taşımaktadır.

Sonuç itibariyle; son beş yılda ithalata bağımlığın arttığı gözlemlenmektedir. Bu durum döviz kurundaki artışların yanı enflasyonun birçok faktöre bağlı olmakla birlikte kök nedeni olduğu da anlaşılmaktadır.

İthalat bağımlılığını azaltmak için yerli üretim kapasitesinin artırılması yanında, Ar-Ge ve inovasyonun teşvik edilmesi de gerekmektedir.