Türkiye’nin nüfusu 2100 yılında 65 milyon olacak!
75 yıl sonra bu tahminin, öngörünün (Hipotez) sahibi Mckinsey Global Enstitüsünden bir grup bilim insanı. Sadece Türkiye’nin mi nüfusu azalacak? Hayır. Türkiye gibi gelişmekte olan 138 ülkenin üçte birinin nüfusu, yani doğurganlık oranları 2.1’in altına inecek!
Gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerin 37’sinde ölenler doğanlardan daha fazla olacak. 65 yaş üstü nüfusun yüzde 60’ı bu bölgelerde yaşamakta olacak ve genç nüfus oranı sadece yüzde 22’de kalacak.
Nüfusların artmasının ya da azalmasının anlaşılabilir olduğu yıl 2050 yılı. Bu tarihlerden itibaren bazı ülkelerin nüfus artış hızı ile birlikte dünya nüfusu 10 milyarı yakalayacak. Zirve yaptığı yıl olarak kayıtlarda görülecek yıl; 2084 yılı. Yüzde 25-50 oranında nüfus kayıplarının yaşanması ile birlikte 2100 yılında dünya nüfusu 6,5 - 7,5 milyar bandına kadar azalabilecek!
Bir ülkenin kendi nüfusunu koruyabilmesi ve yenileyebilmesi için doğum oranı yüzde 2.1 olmalı. Türkiye’de bu oran 1.63. (14 Şubat 2025) Bu oran neden düşmekte ve ülke için ne anlama gelmekte?
Bu soruların yanıtlarını aramadan önce; McKinsey’in raporunda nüfus azalmasının nedenleri hakkında bir açıklama yok. Baktım. Bir öngörüde bulunurken, sadece tahminler ile gerçeklere ulaşılamaz. Ancak diğer araştırmalarında bu öngörünün nedenlerinin ipuçlarını bulmak mümkün. Sebepleri vardır; ileri bir tarihte açıklanabilir!
Dünyada ve Türkiye’de doğum oranları neden düşmektedir? Nüfusların azalmasını sağlayan faktörler ne ve neler olabilir?
İklim krizinden kaynaklı olarak nüfusu koruma konusunda çeşitli sorunlar ile karşılaşmak mümkün.
- İklim göçleri.
- Kuraklık ve su kaynaklarının azalması.
- Tarım ve gıda güvenliği.
- Aşırı hava olayları ve afetler.
- Deniz seviyesinin yükselmesi.
- Sağlık etkileri.
- İklim mültecileri sorunu.
Türkiye’de nüfusun azalma sinyalleri ne zaman başladı?
Ekonomik krizin ve pandemi koşullarının altında Türkiye’nin son beş yılında doğum ve ölüm oranlarını karşılaştırarak analizini yapmaya çalışalım:
Türkiye’nin 2000 yılında doğum oranı yüzde 2.53’tü. Hem nüfusunu koruyabiliyor hem de yenileyebiliyor; 2.1 oranını 2002-2016 yılları arasında korumayı başarmış. 2014 ile başlayan ve 2016’da sistem değişikliği ile birlikte bu oranlarda düşme görülmeye başlamış. Son beş yılda istatistikler bize ne söylüyor, bakalım:
. 2020 yılı:
Covid-19 pandemi etkisinin hissedilmeye başladığı süreçte yıllık nüfus artış hızı binde 5.5’a düşmüş. Bu durum son yirmi yılın en düşük oranıdır. Ölüm sayısında da 2019 yılına göre yüzde 16.5 artışla 507.938’e yükselmiş. Ölüm hızı binde 6.1 olarak gerçekleşmiş.
. 2021 yılı:
Nüfus artış hızı binde 12.7 olarak kaydedilmiş. Geçen yıla göre toparlanma görülmekte. Ancak ölüm oranları bir önceki yıla göre yüzde 11.4 artmış; ölüm sayısı 565.594’e yükselmiş. Covid-19 kaynaklı ölüm sayısı ise 65.198 olmuş.
. 2022 yılı:
Nüfus artış hızı binde 7.1’e gerilemiş. Doğum oranlarında da düşme devam etmiş. Ölüm sayısında da yüzde 10.9 azalarak 504.839’a gerilemiş.
2018 yılında çocuk nüfus sayısı 7 milyon 777 binden 2022 yılında 6 milyon 967 bine gerilemiş. Dört yıl içerisinde bir milyona yakın çocuk nüfusunun azaldığı gözlenmekte. Yaşlı nüfusta ise artış olmuş; 692.000.
. 2023 yılı:
Nüfus artış hızı ve yıllık nüfus artış hızı binde 1.1 olarak kayıtlara geçmiş. Nüfus artışı sadece 92.824 kişi ile sınırlı kalmış. Ölüm sayıları ise binde 4.1 artmış; 525.814’e yükselmiş.
. 2024 yılı:
Nüfus artış hızı binde 3.4 olmuş. 31 Aralık 2024 tarihi itibariyle bir önceki yıla göre nüfusu sadece 292.567 kişi artmış. Nerede ise nüfus durma noktasına gelmiş. Türkiye’nin nüfusu 2008 yılında 71.517.000 iken 15 yılda (2023) 13.855.000 artmış.
Türkiye demokrafik dönüşüm yaşamakta ve bu girdaba girdiği görülmekte. Bu durum; yüksek doğum ve ölüm oranlarının tarihsel süreç içerisinde azalarak; düşük doğum ve yüksek ölüm oranlarına ulaşılmasını ifade etmekte. Peki, bizi yönetenlerin ne yapması gerekiyor? Demokrafik yatırım; yani nüfusun beslenme, barınma, eğitim ve sağlık gibi ihtiyaçlarına yönelik yatırımlar. Bu yatırımların yapıldığı ülkelerde genç nüfuslar daha dinamik, daha üretken olabiliyorlar. Ülkemizde bir gençlik araştırmasına göre; gençlerin yüzde 21’i işsiz; 7 milyon genç istidam dışında, (Tüsiad, 18 Şubat 2025) yüzde 15’i yarı zamanlı çalışıyor ve yüzde 40’ının da sosyal güvencesi yok. Asıl ekonomik kriz dediğimiz bu. Şunu hatırlatmadan geçemeyeceğim; bir genç için işsizlik de bir travmadır. Travmatik hikâyeler kişinin içinde bulunduğu ortama göre değişebilmektedir. (Bakınız; www.alicolak.com.tr Travmatik Hayatlar) İşi olmayan, olsa bile geçinemeyen bir genç nasıl evlenmeyi düşünebilir ki!
2050’li yıllarda Türkiye gençlik ile ilgili avantajını kaybedebileceği riskli yıllar olabilir! Yüzde 10’lara gelen yaşlı nüfus ise yüzde 20’leri geçebilecek.
Gençlerimize yatırım yaparak sahip çıkmak; geleceğimize sahip çıkmak anlamına gelecektir.