Tip 1 ve Tip 2 Diyabetin Mikrobiyota ile olan ilişkisi

Var mı? Evet. Bu hastalık ilişkisinde de var. Nasıl? Kitabımda bilim insanlarının belirtmiş olduğu gibi beslenmenin üzerinden mikrobiyota dengesinin nasıl değiştiğini ve kan testlerine nasıl yansıdığını yazdım; diyabetli olan bir insanın aldığı ilaçlar ve beslenme ile olan ilişkisinin hikâyesini vererek: Diyabet de kronik inflamasyon hastalığı. ( Sayfa: 88-103 )

Mevcut diyabetli insanların yüzde 15’i kadarı 1.017.043 (%1.3) Tip 1 diyabet hastası var: (www.sağlık.gov.tr)

Çocuk diyabeti denilen Tip 1 diyabeti de mikrobiyota ile olan ilgisi ve ilişkisi var. Bu hipotezin sahibi de Jack Gilbert ve arkadaşı Rob Knight. Birlikte kaleme aldıkları araştırma kitabında; Bırak Kirlensin; mikropların çocuğun bağışıklık sisteminin korunmasına ve güçlenmesine olan faydasını anlatıyorlar. Kısa ve özetle hijyen teorisine göre; çok sayıda mikrop çeşitliliğinin; tabii ki yararlı olanların ağırlıklı olduğu bağırsak florası, bir çocuğun bağışıklık sisteminin güçlü ve sürdürülebilir olmasında en önemli faktörler arasındadır.

Yararlı ve dost bakterilerin rolleri ve işlevlerinden önce; bilim insanları Tip 1 diyabeti nasıl tanımlamışlar? Çocuğun pankreasının şeker ve glikozun vücut hücrelerine girip enerji üretmesine yol açan ve bir hormon olan insülini çok az üretmesi ya da hiç üretmemesi ile ortaya çıkan bir hastalık; süreğen olduğu için kronik.

Belirtiler (sepmtom); artan susuzluk, sık idrara çıkma, aşırı açlık, yatak ıslatmayan çocukların yataklarını ıslatmaları, kilo kaybı, ağız kuruluğu, ruh halinin değişmesi, bitkinlik. Bu belirtilere üç yaşına kadar olan çocuklarda akıl karışıklığı ve bulanık görme gibi belirtiler yanında ağız kokusunu da ekleyebiliriz.

Bağışıklık sistemi ile olan ilişkisi nerede başlamaktadır?

Bağışıklık sisteminin hücreleri insülin üreten pankreas hücrelerine neden saldırmaktadır? Bağışıklık sisteminin yardımcıları olan denge ve fren görevi yapıp hücrelere saldırmasını ve bu süreçlerde önlemesi gereken mikrobiyota âlemi hakkında ne biliyoruz? Hangi bakteri ailesinin varlığı eksiktir? Baskın olan bir bakteri mi söz konusudur?

Pankreas neden insülin hormonu üretmez ya da üretemez?

Bilim insanlarına ve bazı uzmanlara göre; bağışıklık sisteminin hücreleri insülin üreten  pankreas hücrelerine saldırabilir. Bu durumda çocuğun kan dolaşımında artan şeker, sağlığını riske edecek reaksiyonlar ile karşı karşıya bırakabilir. Komplikasyonlar oluşabilir.

Acaba genetik bir durum ile karşı karşıyayız?

Jack Gilbert ve arkadaşı, bağışıklık sistemi pek çok gen ile mikrobiyota aleminde bazı genlerin  rollerinin dışında başka faktörlerin de olabileceğini söylemektedirler. Araştırmalarına göre; genlerin bu süreç içerisinde hızla değişimleri için zaman yeterli olamaz. Risk faktörleri arasında 1. D vitamin hormon eksikliği 2. Gluten içeren gıdaların bebek yaşlarda devreye girmesi 3. Tetikleyici bir unsur olabilecek bazı viral enfeksiyonlar olabilir.

Ancak; bilim insanlarının araştırma radarına takılması gereken mikrobiyota dahil daha fazla risk faktörü var mı şeklinde bir arayış da hakim.

Finli, Estonyalı ve Rus yeni doğan 200’ün üzerinde Tip 1 diyabet riski olabilecek bebek - çocuk arasında araştırma yaptılar. Özellikle Finlandiyalı ve Estonyalı çocuklarda Tip 1 diyabet riski yüksek çıktığı görüldü. Çocukların gelişimleri sırasında; vücudun kendi hücrelerine saldırı sonucu oto-antikorlarda artış ve değişim olduğunu gördüler. Ve bu sırada inflamasyona neden olan bakterilerde artış oluşurken, yararlı olanlarda azalma fark ettiler.

Çocuklar üç yaşına geldiklerinde 16 Finli, 14 Estonyalı ve 4 Rus çocuğun kanlarında bu antikorlar ile birlikte şeker; glikoz yüksek çıkmıştı.

Daha sonra mikrobiyota ailesi incelendi: Bu çocukların bağırsak florasında bakteri dengesizliği hakimdi. Özellikle bakteroidler çok baskındı. Bakteroidler sindirimden ve detokstan sorumlu bakterilerdi. Ancak, 1-3 yaşındaki bebekler; çocuklar ne ile besleniyorlardı ki, sindirimde baskın olan bir bakterinin yararını görebilsinler. Sindirim kapasitesinin dışında reaksiyonlar ile karşılaşılıyordu! Bu bakteriler yan ürün olarak endotoksin denilen bakteriyel hücre içinde olup, hücre parçalandığında salıverilen bir toksik üretiyordu; şekeri yükseltiyordu. Bu bakteri kendi kendini mi sindirime kalkıyordu? Bu temizlenemiyordu; dolayısı ile diyabet önlenemiyordu. Bağışıklık sisteminin hücreleri ile mikrobiyota ailesinin hücreleri arasında birbirini tanıma ve tanımlama konusunda denge unsuru kaynaklı sorun oluşturuyordu sonunda; Tip 1 diyabet!

Tip 1 diyabetin Kuzey Finlandiyalı çocuklarda (Kuzey kutbu etkisi) yüzde 400 oranında D vitamin hormon eksikliğinden kaynaklandığı ve yüksek oranda bu vitaminin verilmesi ile semptom yüzde 80 azalttığı da anlaşılmıştır. Yani; yeterli oranlarda D vitamini eksik ya da yok denecek kadar az ise insülin yapan beta hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaynaklı olabilecek saldırılar karşısında mücadele - dengeleme gücü çok zayıflamaktadır. Ayrıca; bakteri yahut bağışıklık sistemi hücreleri kaynaklı inflamasyon ile ilgili mesajların iletişiminin kesilmesini de önleyemiyordu. (Sayfa: 142)

Sonuç itibariyle bilim insanları araştırmalarında; hijyen hipotezine göre; hayatın ilk yıllarından itibaren kompleks (karışık ve çeşitli)- annenin de diyebilir miyiz?- mikrobiyota ile ilk temaslarının olması ile hastalıklardan korunabileceği üzerinde durmaktadırlar. Rus çocuklarında karışık bakteri sayısı fazla idi. Diyabet olma sayısını düşürmüştü.