Faiz dışı fazlanın yeterliliğini nasıl anlarız?
Faiz dışı fazla borç servisinin ne kadarının çevrildiğine ve borç stokunun ekonomiye göre hızlanıp hızlanmadığına bakmaktır. ‘’Faiz dışı fazla var’’ demek yetmez; fazla, faiz yükünü ve borç dinamiğini dengeleyebiliyorsa yeterlidir. Dengeleyebiliyor mu?
Faiz dışı varsa mali disiplin de vardır ama bu disiplinin kalitesi borç stoku, faiz oranı, büyüme ve vade yapısına bağlıdır. Riskin çapının büyümemesi için faiz dışı fazlanın borç servis yükünü ne kadar karşıladığına ve bunun kamu hizmetleri ile büyüme üzerinde ne kadar baskı yarattığına bakılarak anlaşılır.
Hangi ölçütlere; göstergelere bakılması gerekir?
. Borç stoku/ GSYH oranı düşüyor mu? Sabit mi kalıyor yoksa yükseliyor mu?
. Faiz giderleri ile büyüme oranı arasındaki fark ne kadar? Faiz büyümeden hızlıysa daha yüksek fazla gerekir.
. Faiz giderleri, faiz dışı fazlanın ne kadarını karşılıyor? Fazla faiz ödemelerini karşılamaya yetiyor mu?
. Borcun vade yapısı ve döviz kompozisyonu risk yaratıyor mu?
. Vergi artışı ve harcama kısıntıları büyümeyi azaltacak kadar yüksek mi?
Faiz dışı fazlaya dayalı maliye politikası; 2023-2025 yıllarında faiz ödemeleri/GSYH’ya oranını ne hale getirdi?
Faiz dışı fazlaya dayalı maliye politikası 2023-2025 arasında faiz ödemelerinin GSYH’ye oranını aşağıya çekmedi; tam tersine oran yüzde 2.2’den yüzde 3.6’ya çıktı. Bu durum borç stoku ve faiz seviyeleri yüksekken faiz dışı fazlanın tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.
Diğer göstergelere de bakalım:
. Bütçe açığı/ GSYH’ya oranı:
2023: Yüzde 5.2
2024: Yüzde 4.9
2025: Yüzde (Ç2) 4.7
2025 yılı sonu OVP’ın öngörüsü yüzde 3,5. Bu istatistiğe ulaşmak için yılın kalan dönemde bütçe açığının önceki yıla göre yüzde 23 azalması gerekmekte.
Bütçe açığı 2024’e göre 53 milyar Tl artarak 2 trilyon 303 milyar Tl oldu. (OVP’da 2026’da hedef; tahmini 1 trilyon 961 milyar 26 Tl)
Borç stokunun artmasında cari açığın rolü var mı? Cari açık oranının düşmesi ne anlama gelmekte?
Cari açığın borç stokunun artmasında önemli bir rolü vardır; cari açık sürdükçe bu açığın finansmanı çoğu zaman dış borç, portföy girişi (sıcak para) ya da rezervlerden sağlanmaktadır. Finansmanın borç ağırlıklı olması dış borç stokunu büyütebilmektedir. 2025 yılında cari açık/GSYH’ye oranı 1.4-1.5 bandında öngörülmekte; bu durumda finansman ihtiyacının bitmediğini, fakat yönetilebilir seviyede tutulmaya çalışıldığını göstermektedir. 2023-2025 döneminde cari açık oranlarının düşmesi borç baskısını azalttığını ama; 2025 yılında yeniden pozitif açık beklentisi dış finansman ihtiyacının sürebileceğini göstermektedir.
. Kamu kesimi borçlanma gereği/ GSYH’ya oranı:
Kamu kesimi borçlanma gereği nedir? Kamu kesiminin bir dönemdeki toplam gelirleri ile toplam giderleri arasında farktır; kamu sektörünün ne kadar finansman açığı verdiğini gösterir. Bu açık borçlanma ya da para basma yolu ile kapatıldığı için GSYH’ya oranı mali baskının büyüklüğünü anlamada önemli bir göstergedir. 2024 yılında KKBG (Kamu Kesimi Borçlanma Gereği) GSYH’ye oranı yüzde 5.8’dir. 2025’te OVP’da hedef yüzde 3.5. 2025 yılı için kesin rakamlara ulaşamadığım 2023 ve 2024 yılları için bütçe açığının yüksek seyretmesinden dolayı KKBG’nin düşük olmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek!
KKBG/GSYH’ya oranı ‘’kamu ne kadar harcıyor ve bunu ne kadar gelirle karşılayabiliyor?’’ sorusunun cevabında gizlidir. Oran yükseldiğinde borçlanma ihtiyacı artar; bu durumda borç stokunu ve faiz ödemelerini büyütebilir.
. Dış borç stoku/GSYH’ya oranı:
. 31 Mart 2025: Bürüt dış borç stoku 527.5 milyar dolar oldu. GSYH’ya oranı yüzde 38.5. 2025’in ortalarına gelindiğinde yüzde 37.2’ye geriledi.
2024-2025 kısa vadeli dış borç stoklarının döviz kompozisyonu:
2024 (Eylül) Kısa vadeli borç stokun döviz kompozisyonu yüzde 47.3’ü dolar. Yüzde 22.4’ü Euro, yüzde 14.8’i TL ve yüzde 15.5’u diğer döviz cinsi.
2025 (Mart) Kısa vadeli dış borç stokunun yüzde 35’i dolar, yüzde 26’sı Euro, yüzde 24’ü TL, ve yüzde 15’i diğer döviz cinsi.
Dış borçların döviz cinsinden olması kur risklerinden (dalgalanmalardan) dolayı borç yükünü doğrudan etkilediği ve artırdığı da anlaşılmaktadır.
. Net iç borç stoku / GSYH’ya oranı:
2024 Martında yüzde 59.4.
İç borçlanmada ortalama maliyet artışı oranları: 2020’de iç borçlanmada ortalama maliyet artışı yüzde 10.5 olurken, 2021’de yüzde 17,5’a, 2022’de yüzde 22.1’e yükselmiştir.
Son 17 yılın ortalamasına göre iç borçlanmanın vadesi 9,5 ay olarak gerçekleşmiştir.
. Borç yükü servisi:
Faiz ödemeleri: 2023: 564.870 milyon Tl. 2024: 1.175.503 milyon Tl. 2025: 1.956.164 milyon Tl. 2026 (5 ay toplam): 1 trilyon 239 milyar 614 milyon Tl.’ye ulaştı; 2024 yılı faiz ödemelerini geçmiş durumda.
2025 yılında faiz ödemeleri 2024 yılına göre yüzde 61.7 oranında artış gösterdi; 2025 yılında ise faiz ödemelerindeki artış yüzde 55.
2023-2026 döneminde faiz ödemeleri toplam borç geri ödemeleri içindeki payı belirgin bir biçimde yükseldi. Faiz ödemelerinin ana para ödemelerine oranı 2020’de yüzde 51.3 iken, 2021’de yüzde 47.9’a, 2022’de yüzde 78,5’a, 2023’te yüzde 109.5’a ve 2024’te yüzde 136.2’ye çıktı. Bu ne anlama geliyordu? Oranlar yüzde 100’ü aştığında devletin ödediği faiz tutarı anapara ödemesinden daha büyük hale geliyordu. Yani borç çevrimi artık yalnızca ‘’eski borcu kapatma’’ işi olmaktan çıkıp borcun maliyetinin anapara borç tutarını aşan bir yük haline geldiğini de gösteriyordu. Ayrıca bu durum borç stokunun sadece büyümediğini aynı zamanda daha pahalı bir biçimde çevrildiği anlamına da geliyordu.
2026 yılında ödenmesi gereken anapara ve faiz ödemelerine ayrılan bütçe 5 trilyon Tl’dir.
Borç servisi yükü ve bu tablo bize ne anlatıyor?
Borç servisi yükü; faiz ödemelerinin bütçeyi ne kadar zorladığını göstermektedir. 2025 yılında faiz ödemeleri 2 trilyon TL’ye dayanmıştı. 2026 yılı için faiz ödemeleri 2 trilyon TL’yi geçebileceği gözlenmektedir. Tepav verilerine göre faiz giderlerinin GSYH’ya oranı 2023’ün 2. çeyreğine göre yüzde 2.3 iken 2025’in 2. çeyreğinde 3.6’ya çıktığı görülmüştür. 2026 yılı için bu oranların artabileceği anlaşılmaktadır. Bu durumda dış borç servis baskısının arttığını ve daha da artabileceğini göstermektedir.
Bu tablo bize, faiz dışı fazla üretilse bile borç stokunun büyüklüğü ve faiz oranlarının oranı ve seviyesi nedeniyle mali disiplinin sınırlarının nerede zora gireceği konusunda bilgi de vermektedir; faiz yükü yüksek kaldığı için bütçe üzerinde baskı oluşturmaya devam edecektir; borç stokunun maliyeti de düşmedi! Bu açıdan borç sürdürülebilirliğinde faiz ödemelerinin de kalıcı bir şekilde aşağı çekilmesi gerekmekte.
Sizce Orta Doğu’daki savaşın sona ermiş gibi gözükse de enerji fiyatlarına etkisi, seçim ekonomisine hazırlık gibi bütçeyi baskılayabilecek gelişmeler varken faiz ödemelerinin azalması konusunda iyimser misiniz? Çünkü yönetenler iyimser değil; neden? Varlık barışından beklenti bu sorunun yanıtı gibidir! Hukuk sisteminden kaynaklı siyasal risk algısı ise uçurumu bol bir yolda yolculuğa çıkan bir otomobilin durumuna benzetilebilir sadece!
Elimizdeki veriler 2023-2025 döneminde açıklar yükselmişken ve 2026 yılında bütçe açığı kısılmış olmasına rağmen dış borç stokunun yüksek ve faiz ödemelerinde artan bir seyir izlendiği gözlenmektedir.
Sonuç itibariyle ekonomik krizlerin sonlandırılmasında iktisadi sorunlara bütüncül bakış açısı önemli; Başta para ve maliye politikalarının uyumu, borç sürdürülebilirliğinde ne kadar gerekli ise; borç stokunun azaltılmasında başta reel faiz baskısının ve diğer faiz oranlarının da büyüme oranlarını engellemeyecek bir şekilde olmasına gayret göstermek de icap edecektir.